Montrö Caz Festivali 60. yılında sahnesine geri dönüyor

İsviçre’nin Montrö kentinde 3–18 Temmuz 2026 tarihleri arasında gerçekleşecek Montrö Caz Festivali, 60. yılında iki yıllık açık hava döneminin ardından yeniden doğduğu sahneye, Montreux Music & Convention Centre’a dönüyor

2025 Montrö Caz Festvali'nin havadan görüntüsü
2025 Montrö Caz Festvali'nin havadan görüntüsü

İki yıl boyunca göl kıyısına yayılan açık hava edisyonlarının ardından Montrö Caz Festivali, bu yıl yeniden özüne dönüyor. Festivalin doğduğu mekân olan Montreux Music & Convention Centre (2m2c), 60. yıl kapsamında yeniden ana sahneye dönüşürken; Auditorium Stravinski ve Montreux Jazz Lab gibi ikonik sahneler de izleyicilerle yeniden buluşmaya hazırlanıyor. Bu dönüş, yalnızca fiziksel bir değişimi değil, aynı zamanda festivalin akustik, yakınlık ve sahne deneyimi üzerine kurulu kimliğinin yeniden hatırlanmasını da beraberinde getiriyor.

Programın omurgası: kuşaklar arası bir müzikal hat

60. edisyonun programı, Montrö Caz Festivali’nin yıllar içinde inşa ettiği çok katmanlı müzikal kimliği bir kez daha görünür kılıyor. Cazdan doğup bugün pop, rock, hip-hop ve elektronik müziğe uzanan geniş bir yelpazeye yayılan festival, bu yıl da farklı kuşakları ve coğrafyaları aynı sahnede buluşturuyor. Programın merkezinde, müzik tarihine yön vermiş isimlerle günümüzün yükselen sanatçıları arasında kurulan dengeli bir hat yer alıyor.

Festivalin bu yılki seçkisi, yalnızca yıldız isimlerin bir araya geldiği bir takvim olmanın ötesine geçerek, belirli müzikal hafızaları ve çağdaş üretim biçimlerini yan yana getiriyor. Bu yaklaşım, Montrö’nün uzun yıllardır sürdürdüğü küratöryel çizginin devamı niteliğinde; geçmişin birikimi ile bugünün sesleri arasında kesintisiz bir diyalog kurmayı hedefliyor.

Açılış gecesinde sahne alacak olan RAYE, festival için özel olarak tasarlanan ve farklı konuk sanatçıların da eşlik edeceği bir performansla izleyici karşısına çıkacak. Bu proje kapsamında Auditorium Stravinski’nin sahne tasarımı da tamamen yeniden kurgulanarak Montrö tarihinde daha önce görülmemiş bir prodüksiyona ev sahipliği yapacak. Sanatçının son yıllarda hız kazanan kariyeri ve çok katmanlı müzikal dili, bu açılışı yalnızca bir konserin ötesine taşıyan unsurlar arasında yer alıyor.

Efsaneler ve festival hafızası

Montrö Caz Festivali’nin 60. yılı, yalnızca yeni bir programın değil, aynı zamanda festivalin kendi tarihine dönüp bakmasının da bir vesilesi. Bu yıl sahneye çıkan pek çok isim, Montrö ile kurdukları uzun soluklu ilişki üzerinden festivalin yaşayan hafızasını temsil ediyor.

Sting
Sting, Görsel: Carter B. Smith

Rock tarihinin köşe taşlarından Deep Purple, 1996’daki ilk Montrö performanslarından bu yana festivalle kurduğu bağı sürdürürken; caz ve rock arasında kurduğu özgün köprüyle bilinen Sting, yıllar içinde farklı projelerle Montrö sahnesine tekrar tekrar dönmüş isimler arasında yer alıyor. Festivalin en sık ağırladığı sanatçılardan biri olan Van Morrison ise onlarca yıla yayılan performans geçmişiyle bu sürekliliğin en güçlü örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Alternatif müziğin en güçlü anlatı evrenlerinden birini kuran Nick Cave & The Bad Seeds, bu tarihsel hatta daha karanlık ve çağdaş bir katman ekleyen isimlerden biri olarak programa dahil oluyor.

Benzer şekilde, caz ve fusion sahnesinin önemli figürlerinden Billy Cobham ve bas gitarın modern anlatısını şekillendiren Marcus Miller, yalnızca bireysel kariyerleriyle değil, Montrö sahnesindeki tekrar eden varlıklarıyla da festivalin müzikal sürekliliğini temsil ediyor. Bu isimlere eşlik eden Charles Lloyd, ilk festivalden bu yana geçen altmış yılın yaşayan tanıklarından biri olarak sahneye çıkıyor. Soul, funk ve rock’n roll arasında kurdukları köprüyle müzik tarihinin en uzun soluklu gruplarından biri olan The Isley Brothers ise bu sürekliliğin bir diğer güçlü temsilcisi olarak programda yer alıyor.

Festivalin kapanışında yer alacak James Taylor ise folk müziğin zamansız anlatısını Montrö’ye taşıyarak bu tarihsel hattı tamamlayan isimlerden biri oluyor.

Yeni nesil ve küresel pop sahnesi

Zara Larsson

60. edisyonun dikkat çeken bir diğer hattı ise, küresel pop sahnesinin son yıllarda şekillenen yeni yüzlerini Montrö’ye taşıyan program yapısı. Festival, bu yıl yalnızca müzikal geçmişe değil, güncel üretim dinamiklerine de güçlü bir alan açarak farklı coğrafyalardan yükselen sesleri aynı bağlamda bir araya getiriyor.

Bu çerçevede, çağdaş pop üretiminin belirleyici figürlerinden biri haline gelen PinkPantheress İsviçre’deki ilk performansını Montrö sahnesinde gerçekleştirirken, Zara Larsson son dönem projeleriyle ulaştığı küresel görünürlüğü festival programına taşıyor. Güney Afrika çıkışlı sanatçı Tyla, amapiano’yu uluslararası müzik dolaşımının merkezine yerleştiren üretimiyle dikkat çekerken, alternatif R&B sahnesinin yükselen isimlerinden GIVĒON güçlü vokal anlatımıyla bu hattı derinleştiriyor. Genç kuşağın anlatı biçimlerini sahneye taşıyan Conan Gray ise kişisel hikâye anlatımını pop estetiğiyle birleştiren yaklaşımıyla öne çıkıyor.

Bu hatta eklenen Moby, 1990’ların elektronik müzik dilini şekillendiren üretimiyle festival programına tarihsel bir katman kazandırırken, daha önce Montreux Jazz Lab sahnesinde yer alan Lewis Capaldi bu yıl Avrupa’nın en büyük festivallerinin headliner’larından biri olarak geri dönüyor.

Groove, hip-hop ve soul hattı

The Roots
The Roots

Montrö Caz Festivali’nin müzikal kimliğinde belirleyici bir yer tutan groove odaklı üretimler, bu yıl da programın merkezinde konumlanıyor. Cazın ritmik mirasından beslenen bu hat, hip-hop, funk ve soul gibi türler üzerinden festivalin türler arası geçişlere açık yapısını görünür kılıyor.

Bu doğrultuda, canlı performans enerjisi ve kolektif sahne diliyle öne çıkan The Roots, cazla kurdukları organik bağ üzerinden hip-hop’un en rafine örneklerinden birini sunmaya hazırlanıyor. Funk ve modern groove estetiğini yeniden yorumlayan Vulfpeck, minimal ama etkili sahne diliyle bu hattın dikkat çeken performanslarından biri olurken; İngiliz rap sahnesinin içe dönük ve anlatı odaklı temsilcilerinden Loyle Carner, türün daha kişisel ve şiirsel bir yönünü festival sahnesine taşıyor.

Bu çizginin daha melodik ve klasik damarını ise, güçlü vokal geleneğiyle öne çıkan John Legend temsil ediyor. Soul ve R&B’nin zamansız unsurlarını çağdaş bir üretim diliyle birleştiren sanatçı, festivalin çok katmanlı müzikal yapısında dengeleyici bir rol üstleniyor.

Elektronik ve deneysel sesler

Festivalin 60. yılı, Montrö’nün çağdaş elektronik müzik ve deneysel üretimlere açtığı alanı daha görünür kılıyor. Programın bu hattı, kulüp kültürü ile sahne performansı arasındaki sınırların giderek geçirgen hale geldiği günümüz müzik ortamına doğrudan temas ediyor.

Yousuke Yukimatsu
¥ØU$UK€ ¥UK1MAT$U, Görsel: Jun Yokoyama

Zürih çıkışlı ikili Adriatique ve Alman prodüktör Ben Böhmer, melodik ve atmosferik elektronik müziğin geniş kitlelerle kurduğu bağı temsil ederken; daha uç ve hibrit bir ses dünyası sunan Japon sanatçı ¥ØU$UK€ ¥UK1MAT$U, trance, noise ve deneysel müzik arasında kurduğu geçişlerle festivalin ses paletini genişletiyor. Britanyalı prodüktör Danny L. Harle ve elektronik ile vokal müziği bir araya getiren ascendant vierge gibi isimler ise bu hattı daha enerjik ve çok katmanlı bir yapıya taşıyor.

Bu yıl elektronik müziğin konumlanışı, festivalin mekansal dönüşümüyle de doğrudan ilişki kuruyor. Convention Centre içinde konumlanan iki katlı yeni kulüp alanı, bu türün dinamiklerine uygun bir deneyim sunmayı hedeflerken; Montrö, sahne ile dans alanı arasındaki sınırları daha esnek hale getiren bir festival modeline doğru ilerliyor.

Montreux Jazz Lab sahnesinde ise festivalin disiplinler arası yaklaşımını yansıtan iki dikkat çekici proje öne çıkıyor. Fransız sanatçı Eddy de Pretto, koreograf Maud Le Pladec ile birlikte geliştirdiği Lonely Club adlı çalışmayla müzik ve çağdaş dansı bir araya getirirken; yalnızlık ve kolektif deneyim arasındaki ilişkiyi sahne üzerinde yeniden yorumluyor. Festivalin kapanışına doğru ise disko müziğin öncü isimlerinden Cerrone, orkestra eşliğinde sahneleyeceği Disco Symphonic performansıyla kendi repertuvarını yeniden ele alarak türler arası bir geçiş alanı yaratıyor.

Jazz Lab geceleri: geleneğin içinden bugüne

Festivalin caz kökleri, özellikle Montreux Jazz Lab sahnesinde kurulan özel gecelerle yeniden merkezde konumlanıyor. Bu bölüm, Montrö’nün tarihsel kimliğini yalnızca hatırlatan değil, aynı zamanda onu bugünün sahne diliyle yeniden kuran performanslara alan açıyor.

Bu kapsamda bas gitarist ve prodüktör Marcus Miller, Miles Davis’in 100. doğum gününe hazırladığı özel projeyle sahneye çıkıyor. Sanatçı, We Want Miles! albümünde yer alan müzisyenlerle yeniden bir araya gelerek Davis’in müzikal mirasını canlı performans üzerinden yeniden yorumluyor. Bu gecenin açılışında ise caz fusion’ın öncü isimlerinden Billy Cobham, türün ritmik sınırlarını genişleten yaklaşımıyla sahnede yer alıyor.

Bir diğer özel gecede, Blue Note geleneğini temsil eden iki farklı kuşak aynı sahnede buluşuyor. Festivalin ilk edisyonundan bu yana uzanan caz geleneğini temsil eden bu seçkide, iki Grammy ödüllü vokalist Gregory Porter çağdaş caz vokalinin en güçlü örneklerinden birini sunuyor.

Bu seçki, Montrö Caz Festivali’nin cazla kurduğu ilişkinin durağan değil, sürekli dönüşen bir yapı olduğunu gösteriyor. Geçmişin referans noktaları, bugünün yorumlarıyla yeniden ele alınırken; festival, cazın yaşayan bir form olarak varlığını sürdürdüğü bir sahne olmaya devam ediyor.

Mekansal dönüşüm ve festival deneyimi

60. edisyon, Montrö Caz Festivali için yalnızca programatik değil, aynı zamanda mekansal bir yeniden yapılanmayı da beraberinde getiriyor. İki yıl boyunca göl kıyısına yayılan açık hava kurgusunun ardından festival, yeniden Montreux Music & Convention Centre (2m2c) çatısı altında toplanırken; bu dönüş, geçmişin deneyimini tamamen geride bırakmak yerine onu yeni yapıya entegre eden bir yaklaşım sunuyor.

57. Montrö Caz Festivali’nde göl kıyısında festival atmosferi. Sağ arka planda 2m2c.
57. Montrö Caz Festivali’nde göl kıyısında festival atmosferi. Sağ arka planda 2m2c. Görsel: Emilien Itim

Yenilenen giriş alanları, genişletilmiş teraslar ve göle açılan yeni geçişlerle birlikte 2m2c, izleyici akışını daha geçirgen ve akıcı hale getiren bir yapıya kavuşuyor. Auditorium Stravinski ve Montreux Jazz Lab gibi ana sahneler teknik olarak korunurken, özellikle Stravinski’de yapılan düzenlemeler izleyici konforunu ve sahne deneyimini güçlendirmeyi hedefliyor.

Öte yandan festival, son yıllarda geliştirdiği açık alan deneyimini de tamamen terk etmiyor. Göl hattı boyunca uzanan yürüyüş rotası, Parc Vernex’ten Débarcadère’e kadar genişletilerek korunuyor; bu alan boyunca konumlanan ücretsiz sahneler, yeme-içme noktaları ve kamusal etkinlikler, Montrö’nün yalnızca bir konser mekânı değil, bütüncül bir festival alanı olarak kurgulanmasını sürdürüyor.

Bu yıl ayrıca Convention Centre içinde konumlanan yeni bir kulüp alanı da festival deneyimine ekleniyor. İki katlı bu kapalı mekân, elektronik müzik odaklı programıyla farklı bir gece deneyimi sunmayı hedeflerken; Montrö, sahne ile kulüp kültürü arasındaki sınırları daha da esneten bir yapıya doğru evriliyor.

2026 Montrö Caz Festivali’ne ait detaylı program ve bilet bilgilerine montreuxjazzfestival.com adresi üzerinden ulaşılabiliyor. Farklı türleri, kuşakları ve sahne biçimlerini bir araya getiren bu yılki program, Montrö’nün yalnızca geçmişine değil, geleceğine de odaklanan bir müzikal buluşma sunuyor.