Yönetmenler ve bilinçaltı

Ingmar Bergman

“Çocukluk Yılları”

Protestan papazın oğlu Ingmar Bergman, çocukluk yıllarını “mutsuz” olarak tanımlıyor. Babasının baskısı ve sevgisizliği Bergman’ın ilerideki sinema kariyerini ve kişiliğini şekillendiren en önemli etken olmuştur. Kardeşler arasındaki rekabet ve her bir çocuğun kendini babalarına karşı ispatlama durumu Bergman’ı çocukluk yıllarında yalnızlığa sürükler. Filmerinde daha çok varoluşçuluk, hayatı ve inançları sorgulama ve içsel bunalım vardır. Çoğu zaman repliklerde inançlı ve inançsız olan karakterleri karşı karşıya getirerek iki tarafı da kendi bakış açısından anlatır Ingmar Bergman. Geçmiş ile yüzleşmenin en bariz görünen filmlerinden biri olan Wild Strawberries, yaşlı bir doktorun çocukluk ve gençlik yıllarındaki sancıları ile yüzleşmesini anlatıyor. Babadan oğula süregelen bu soğuk baba-oğul ilişkileri bir bakıma Bergman’ın ve kendi babasının bir yansıması olarak öne çıkıyor. Çocukluk yılları ve baskıcı baba faktörü Ingmar Bergman’ın filmlerindeki kimlik arayışını ve hayatı sorgulamayı anlatmasını en çok destekleyen unsur olarak bilinmeye devam etmektedir.


Nuri Bilge Ceylan

“Yalnızlık”

Türkiye sinemasının en önemli yönetmenlerinden biri olan Nuri Bilge Ceylan, kasvetli olarak sıfatlandırılan filmlerini kendi içsel dünyasından etkilenerek çekiyor. Kasaba’dan Ahlat Ağacı filmine kadar filmlerindeki çatışmanın ana teması genellikle karakterlerin yalnızlığından geliyor. Bu yalnızlığı her defasında farklı temalarla anlatıyor bize. Uzak filminde olduğu gibi, kasabadan şehre gelen bir adam şehre yabancılaşma yaşıyor; İklimler filminde genç bir çiftin ilişkilerinde ki yalnızlığı ve yabancılaşması anlatılıyor; Bir Zamanlar Anadolu’da kasabadaki genç doktor bir cinayet araştırması sırasında karşılaştığı insanların içsel hesaplaşmalarına şahit oluyor, Kış uykusu’nda her bir karakter kendi yalnızlığı içinde dış dünyaya savunmaya geçiyor ve son olarak Ahlat Ağacı filminde ki Sinan’ın kendini ait hissetmediği memleketinde yalnızlığından kaçmak için bir umuda sarılıyor.

Çocukluk yıllarını babasının işi ve ablasının eğitim hayatı sebebiyle farklı şehirlerde geçiren Nuri Bilge, kendisini hiçbir zaman bir yere ait hissetmediğini söylüyor. Aile ilişkilerinde bariz bir sorun olmayan ama kendisini hep insan ilişkilerinde mesafeli görüyor. Nuri bilge bir röportajında “Bütün hayatım boyunca kendimi yalnız hissettim” diyor ve bu yalnızlık hem Türk hem de Dünya sinemasına unutulmaz eserler koyuyor.



Krzysztof Kieslowski

“Paradoks ve Politika”

Paradokslar ve ikilemlerle ünlü olan yönetmen Kieslowski, filmlerinde karakterlerin karmaşık ve şaşırtıcı yaşamlarıyla ve karakterlerin ideolojik projelerini farklı tekniklerle kimi zaman da hikayeleri iç içe bir şekilde gösterip seyirciye anlatıyor. Eğitim hayatında hedefleri olmayan ve kararsız bir öğrenci olan Kiewslowski, babasının onu yerel itfaiyeciler kolejine yolladıktan sonra eğitim hayatı konusunda daha hırslandığını ve babasının yaptığı bu durumun Kieslowski’yi ters psikolojiye sürüklediğini söyler. Babasının ölümünden sonra uzak akrabası sayesinde tiyatro kursuna katılan Krzysztof, tiyatro ile güçlü bir bağ kurar ve yönetmen olmaya karar verir. Daha yakından incelendiğinde kariyeri komünist propaganda, Fransız devrimciliği ve yaşamı kültürel mitleri ile yoluna koymak için mücadele eden insanlara odaklanmak ile sürdürmüştür.


Stanley Kubrick

“Obsesiflik”

Kubrick çocukluk yıllarında eğitim açısından parlak bir öğrenci değildi. Derslerdeki başarısızlığı onu sosyal çevresinden koparır. Üniversite’ye kadar ki eğitim hayatında elde ettiği başarısızlık daha 16 yaşında Kubrick’i kendine karşı başarılı olma şartlanmasına sebebiyet verir. Babasının hediye ettiği fotoğraf makinesi, tutunamadığı başarının açtığı boşluğu doldurur ve kamera ile büyük bir bağ kurar. Ardından dergide fotoğrafları ile ödül alır. Birkaç sene sonra Day of Fight adında belgesel türünde bir film çeker ve sinemaya dünyasına unutulamayacak girişini o zaman yapar. Her filmi bir öncekinden farklı olan Kubrick, detaylar ile ön plana çıkar. Her sahne için düzenlediği farklı kompozisyonlar, oyuncuların mimikleri, kamera açıları, semboller ve çekilecek mekân dahil her detayı Kubrick imzası taşıyor. The Shining filminin 5 senede çekildiği ve otel inşa ettirdiği bilinen örnekler arasında. Stanley’nin bu mükemmeliyetçiliği kendine yönelik gösterdiği bir Obsesiflikten kaynaklanıyor. Üst seviyede gerçek dışı standartlar belirleme, her obje için ine ayrıntılar kullanma kendisine yüklediği bir “hata yapmama, en iyisini başarma” algısını beraberinde getiriyor.

da block

Daha Fazla İçerik
İbrahim Yazıcı ve Ksenija Sidorova
Bodrum Müzik Festivali’nde dünya tangolarıyla muhteşem bir gece