Fotoğraf: Abdullah Ghatasheh

Yaşayan ölülerin öldürdüğü şehir

Çalınmış umutların şehri İstanbul’un yok oluşunu resmeden, buradaki "yaşayan ölüler"e ders veren gizemli cinayetlerin hikâyesi. Ahmet Ümit'ten bir polisiye şaheseri: İstanbul Hatırası…

İstanbul’da doğup büyüdüm, şu kısa -on sekiz senelik- hayatımın tamamını burada geçirdim. Herkesin bildiği klişe şeyleri ben de biliyorum. Bu şehirde bir tarih yatıyor, yaşanmışlıkların şehridir İstanbul. Bunları bilmemiz çok hoş ama kendime soruyorum: “üstünde yaşadığımız bu güzel şehri tanıyor muyum?” ve “Bu güzelliği korumak için çaba gösteriyor muyum?”. Bu iki sorunun cevabı da benim için maalesef hayır oldu. İnsanın üstünde yaşadığı yeri tanımaması gerçekten üzücü ve utanç verici bir durum. Bu bilinçsizlikle yaşayıp giden, yaşadığı şehri tanımayan eminim benim gibi birçok insan bulunuyor.

Şehrin katilleri, yaşayan ölüler

Ahmet Ümit, eserinde benim gibi insanlara “yaşayan ölüler” demeyi uygun görüyor. Gerçekten, yaşayan bir ölüden farkımız ne? Etrafımızdaki hiçbir şey umurumuzda değil, boş yere yaşayıp geçiyoruz ve harcamaya devam ediyoruz günleri… Ben bu kitabı okuduktan sonra kendimin de yaşayan ölülerden biri olduğumu anladım. Bu duyarsızlık ve bilinçsizlikle yüzlerce, binlerce hatta milyonlarca insanın bu hayattan gitmesi çok üzücü bir durum. Ben artık bu insanlardan biri olmak istemiyorum, üstünde yaşadığım yeri tamamen olmasa bile onu tanımak, onunla kaynaşmak, dost olmak ve bu güzel şehrin hak ettiği değeri kazanması için bir vatandaş olarak ne yapmam gerekiyorsa onu yapmak istiyorum.

İstanbul’a bakıyorduk denizden. Ölülerimizin yüzlerine bakıyorduk… Onların gözlerindeki kendi kederimize. Çaresizliğimize bakıyorduk, avuçlarımızda büyüyen hayata bakıyorduk… Güneşli günlerimize, umut dolu sabahlara, eğlenceli bahar akşamlarına… Sönen anılarımıza bakıyorduk, ölen hayallerimizi, yıkılan düşlerimizi yüklenip yorgun bir şilep gibi bizden uzaklaşan şehrimize… Şehrimizle birlikte yitirdiğimiz kendimize bakıyorduk…

Şehrin ev sahipleri, beton krallar!

İstanbul, betonlarla yükselen ve yükselmeye sürekli devam eden bir şehir. Bu betonların sahipleri,  kendilerine bir krallık kurmuşlar ve bu beton krallığının içinde keyif sürüyorlar. Onların adına her şey çok güzel fakat, bu krallığı kurarken şehri öldürdüklerinin farkındalar mı? Bence farkındalar, ama bir sorun var. Bu onların umurunda bile değil. Çünkü onların deyimiyle ‘’romantik’’ olmaya gerek yok. Şehri ancak kendileri ve kendi krallıkları kurtarabilir. Onlar bu beton krallıkla şehri daha estetik bir hale getirdiklerini düşünerek kendi yalanları içinde boğuluyorlar. Gecekondular yıkılıyor, orada kimse yaşamıyormuş gibi umursamadan etmeden o gecekonduların üstüne kocaman gökdelenler dikiliyor. İyi ki dikiliyor da bizim insanımız evsiz kalıyor, ama onlar da haklı onlara ne ki? Sonuçta onlar bu durumda kâr elde ediyor mu? Ediyor. O zaman ona ne ki o evsiz kalan ailelerden. Kral, krallığı yıkılmadığı sürece kimseyi umursamaz ki…

‘’Gökdelenlere bakıyorduk, şehrin kalbine çakılmış beton hançerler gibi hayasızca karşımızda dikilen… Köprülere bakıyorduk, denizin bileklerine bukağı gibi geçirilen… Boş alanlara bakıyorduk, her saat, her dakika, her an adım adım küçülen… Ormanlara bakıyorduk, ağaç ağaç, çalı çalı, çiçek çiçek talan edilen… İnsanlara bakıyorduk, fedakarlığını yitirmiş, sevincini yitirmiş, sevgisini yitirmiş, umudunu yitirmiş, onurunu yitirmiş… Kendini yitirmiş… Zavallı bir topluluk, başarıyı mutluluk zanneden…

Bu şehri hak etmiyoruz.

Benim deyimimle Beton kralları ve onları destekleyen toplam yedi kişiyi öldürerek, şehrin vatandaşlarına bu beton krallarının kendi krallığını kurmasına izin verdiği için şehrin bu hale geldiğini anlatmak isteyen bir katili veya katilleri yakalamaya çalışan Başkomiser Nevzat’ın hem hayat mücadelesini hem de bu katillerin gizemini bulma sürecini görüyoruz. Şehrin asıl katilinin, biz “yaşayan ölüler” olduğunu ve bu durumdan utanmamız gerektiğini anlatan bir katil veya katiller var karşımızda.

da block

Bu beton krallar, şehirde krallıklarını acımasızca büyütürken yaşayan ölüler de bu kralları izliyorsa, suçu krallarda aramayın, suçlu biziz. Polisiye ve tarih öğelerinin mükemmel bir birleşimi olan bu eser, İstanbul’u öldürmemenin tek yolunun onu tanımaktan geçtiğini bizlere anlatıyor.

İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan korkulur.

-Necip Fazıl Kısakürek

Daha Fazla İçerik
Lo-fi müzik yapmacıklığın karşısında