Vulfpeck ile tanışın

Funk hâlâ hayatta!

Vulfpeck, 2011 yılında kurulmuş olan bir Amerikan funk müzik grubu olarak müzik dünyası girdi. Grubun albüm döneminden albüm dönemine grup üyelerinde değişikler olsa da çekirdek ekip dört kişiden oluşuyor: Joe Dart, Woody Goss, Theo Katzman, and Jack Stratton. Kuruldukları günden bugüne grup, 4 EP, dört albüm ve bir tane de Spotify’da “Sleepify” isminde sessiz albüm yayınladı. Sleepify albümünün içinde şarkıların tümü 30 saniyelik sessizlikten oluşuyor, isimleri “Z”, “Zz”, “Zzz” şeklinde ilerliyordu. Kulağa tuhaf gelen bu çalışma, Vulfpeck’in fanlarına “Gece yatarken Spotify’da albümü loopa alın, biz de para kazanalım ve o parayla size bedava konser verelim.” demesiyle başlamıştı. Tabii, başarısı arttıktan sonra albüm, Spotify tarafından yayından kaldırıldı. Bu yazımda Vulfpeck’i BarakaFikir okurlarına tanıtmak, hâlâ en sevdiğim albümleri olan The Beautiful Game‘den ve son albümleri Hill Climber‘dan bahsetmek istiyorum.

Grup üyelerinin hepsi Michigan Üniversitesi’nde eğitim almışlar ve oradan tanışıyorlarmış. Fakat ilk kez bir araya gelerek performans sergilemeleri Duderstadt Center’daki bir “rhythm section” için olmuş. Grubun kurucusu Jack Stratton, alman müzik yapımcısı Reinhold Mack’in bir röportajını dinledikten sonra Vulfpeck’i 1960’ların Funk Brothers, Wrecking Crew, Muscle Shoals gibi müzisyenlerinin Alman versiyonu olarak düşünmüş, böylece Vulfpeck fikri ortaya çıkmış.

Grubun kariyerine bakacak olursak, “Beastly” adındaki ilk çalışmalarını 2011 Nisan’ında Youtube’da yayınladıklarını görüyoruz. Grup ilk EP çalışması Mit Peck’i ise 2011 Aralık ayında yayınlamış, ardından ikinci EP Vollmilch ise 2012’in Aralık ayında gelmiş. 2013 yılında grubun üç üyesi Darren Criss’in Birleşik Devletler’deki turnesinde yer almış, ve aynı yılın Ağustos ayında üçüncü EP olarak My First Car isimli çalışmalarını yayınlamışlar. Grup bu EP yayınladıktan sonra, ilk canlı performanslarını Michigan’da, 2013’ün Ekim ayında gerçekleştirmiş. Birçok kişi tarafından bu çalışmaları da eşsiz olarak tanımlanmış.

2014 yılına gelindiğinde yazının başında bahsettiğim 10 parçalık Sleepify albümü Spotify’da yayınlanmış ve grup bu çalışma sayesinde iki ayda 20 bin dolar kazanç sağlamış. Temmuz sonuna doğru grup bu parayla küçük bir turne düzenlemiş. Turneyle eş zamanlı olarak dördüncü EP çalışmaları olan Fugue State yayınlanmış. Fugue State parçasının klibini şuradan seyredebilirsiniz:

da block

Grup, David T. Walker, Charles Jones ve Blake Mills gibi sanatçılarında yer aldığı ilk albümleri olan Thrill of the Arts’ı 2015 yılının Ekim ayında yayınlamış. Wall Street Journal’den Jim Fusilli, albümü “cesur, dobra, ateşle oynayan funk” olarak tanımlamış. Albüm, Birleşik Devletler’in R&B albümleri listesine 16 numaradan giriş yapmış ve grup, 2015’in Kasım ayında Stephen Colbert’in talk showunda performans gerçekleştirmiş.

İvmelerini devam ettirmek için hemen ardından “The Beautiful Game” albümü hazırlanmış. Öncellikle, eğer ilk kez bir Vulfpeck çalışması dinleyecekseniz, zihnen farklı bir evrende yaşıyormuş hissini veren grubun son albümünü kafası karışık bir çalışma olarak değerlendirebilirsiniz. Fakat eğer deneysel çalışmalara ilginiz varsa ve funk müzikten hoşlanıyorsanız, Vulfpeck sizin için koca okyanusta değerli bir inci olabilir. Motown’ın Funk Brothers’ından aldığı ilhamla grup, dinleyicilerine yeni bir sesin kapısını açmasa da, onları 36 dakikalık keyifli bir yolculuğa çıkarıyor diyebilirim. Albümün öne çıkan en iyi parçaları ise “Conscious Club”, “1 for 1, DiMaggoia” ve tekrar düzenlenerek eski monotonluğundan kurtulmuş olan “Margery, My First Car” diyebilirim. Cory Wong ve Adam Levy gibi sanatçılarında içinde bulunduğu albüm, R&B/Hip-Hop albümleri listesine 10 numaradan giriş yapmış.

Bu albümle başarılarını katlayarak yoluna devam eden Vulfpeck, 2017’de Mr Finish Line, 2018’de ise Hill Climber albümünü yayınladı. Yüksek tempolu şarkılarla açılan Hill Climber, daha sakin ve derinlikli parçalar ile yaratılmış harmanla Vulfpeck’in klasik çizgisinde kendine yer buluyor. Vokallerin ve enstrümantallerin dengeli uyumuyla dikkat çeken albüm, grubun yeni çalışmaları için şimdiden heyecanlı bir bekleyiş yaratıyor. İlk 5 parça melodik, lirik ve dengesiz bir havayı yansıtıyor. Altıncı, yedinci, sekizinci, dokuzuncu parçada grup üyelerinin her birinin yeteceği göstermesine imkân sağlayacak enstrümental parçalar var. Son parçada ise gittikçe biriken enerjinin patlayışına tanıklık ediyoruz. Grubun solisti olan Stratton, albümün iki farklı tarzdan oluşmasının sebebinin dinleyicilere çeşitlilik sunmak ve onları hangi tarafı seçecekleri konusunda özgür bırakmak olduğunu söylüyor. Single olarak yayınlanan “Lost My Trouble Long Ago”, “Soft Parade” ve “If Gets Funkier IV” albümün en güçlü parçalarından. Son albümlerinden birkaç ay sonra 2019’un Eylül ayında grup, Madison Square Garden’da bütün biletlerin satılmış olduğu (sold-out) bir konser düzenleyerek bunu menajersiz ve kayıt şirketsiz gerçekleştiren ilk grup oldu. Anlayacağınız funk müzik hâlâ hayatta!

Daha Fazla İçerik
Çirkin Kralın Yol’u: Yılmaz Güney olmak