The Dreamers

Bir Queer Film (4)

The Dreamers tek kelime ile özetlenecek olursa estetik kelimesi bu ihtiyacı karşılar. Estetik olmasının yanı sıra queer tınıları da olan bir film. Türkiye’de ilk defa 2003’de 6. Uluslararası Sinema Tarih Buluşmalarının açılış filmi olarak gösterilen The Dreamers, “Düşler Tutkular, Suçlar” adıyla tanıtılmış. Gilbert Adair’in “Te Holy Innocents” adlı kitabından uyarlanan filmin yönetmen koltuğunda Bernardo Bertolucci oturuyor.

Matthew’in (Michael Pitt) Paris Kulesi altında bizi karşılaması ile başlıyor film. Matthew sinema tutkusu için ailesinden ayrılıp Paris’e gelen bir genç. O dönem sadece Matthew için değil Paris için de tarihi bir kırılma zamanı. 68 Olaylarının olduğu bahara gidiyoruz filmde.

Film boyunca Matthew ile seyir halinde kalıyoruz ve Matthew’in gözünden bakıyoruz 68 Paris’ine. Matthew başından geçenleri yer yer izleyiciye doğrudan anlatıyor. Böylece izleyici ile filmin arasındaki mesafe daha da kısalmış oluyor.

Matthew sık sık film gösterimlerinde gördüğü fakat hiç konuşamadığı Isabelle (Eva Green) ile basın bildirisi sırasında tanışır. Ardından da Isabelle ikizi Theo’yu (Louis Garrel) Matthew ile tanıştırır. Tanışma sonrası polisin gruba saldırısı ile üçlünün hikayesinin başlaması belki de Bernardo Bertolucci’nin normdan kaçan üç genci anlattığının ilk işaretidir. Isabelle ve Theo kötü bir öğrenci yurdunda kalan  Matthew’e ailelerinin il dışında olduğu sürede evlerinde kalmasını önerir. Filmin içindeki kırılma noktalarından biri de tam burada gerçekleşir. 68 Olaylarından koparak ev içinde üçlünün kurduğu ilişkiler ve dış dünyanın normlarından soyutlanma hikayesi burada başlar. Kapının ardında siyasi baskıya direnen eylemler kalmışken; içeride cinsel tabularıyla yüzleşen Matthew vardır. Matthew’in ilk şaşırması Isabelle’nin Theo’yu dudağından öpmesi olur. Aynı gece Isabelle ile Theo’nun aynı yatakta çıplak uyuduklarını görmesi ise bir başka tabu ile yüzleşme durumu olarak bizlere gösterilir. Levi’ Straus’un kuramında ilk yasak olarak kabul edilen bir tabunun (Ensest Yasağı/Haram Birleşme) film boyunca işlenmesi Matthew’in gözüyle seyirciye de sorgulatılmış olur. Tarihteki ilk yasak ile 2003 yılında seyircinin baş başa bırakılması queer bir duruş olarak değerlendirilmelidir.

da block

Film boyunca, çeşitli filmlerin hafızalara yer eden sahneleri Isabele, Theo ve Matthew tarafından tekrar canlandırılıyor. Sinema tarihine bir saygı duruşu olan bu durum ile aslında Butler’ın performans kavramı akıllara geliyor. Butler teorisinde cinsiyetin toplumsal kurallarla örüldüğünü ve kişilerin bu cinsiyet rollerini performe ederek kimliklendiğini dile getiriyor. Bertolucci de bu sahneleri canlandırarak eski yazılmışları performe ettiriyor oyucularına. Filmin devamında bu durum üçlü arasında bir oyuna dönüşüyor ve canlandırılan filmin bilinmemesi cezalandırılıyor. Theo’nun bilemediği bir film nedeniyle Matthew’in de gözünün önünde ceza olarak mastürbasyon yapması cinsel tabu sorgulamasının en keskin olduğu sahnelerden biri. Bir diğer cezayı ise Alkapon’dan bir sahneyi bilemeyen Metthew alıyor. Theo, Isabelle ile Matthew’in sevişmesini ve kendisinin izlemesini istiyor. Isabelle ve Matthew sevişirken Theo’nun aynı odada yiyecek bir şeyler hazırlaması ve balkondan polisin kovaladığı göstericilere bakması cinselliği ne kadar sıradan karşıladığının bir göstergesi olarak bize sunuluyor. Cinsel tabulardan sıyrılmış bir tepki vermesi yine filmin queer bir çizgide yer aldığını gösteriyor.

Matthew’den Isabelle ve Theo’ya olan sevgisini kanıtlamak için penisinin etrafındaki kılları kesmesini istediklerinde ise Matthew aşırı bir tepki veriyor. Kendisinin ucubeye dönüşeceği korkusunu dile getiriyor. “Ergenleşmemiş altı yaşında biri” olacağını söyleyerek karşı çıkıyor buna. Cinsel tabularıyla yüzleşen Matthew’in tüye bu kadar anlam yüklemesi ve onu kaybetmek bu derece korkması filmin bir hayal aleminde değil, gerçek hayatta geçtiğinin bir işareti. Bir başka açıdan ise Matthew’in tabularıyla yüzleşmesi için harekete geçmesi istendiğinde gösterdiği direnci gözlemliyoruz. Ütopik bir queer evrenden değil, tabularıyla yüzleşip onlarla savaşan bir ortamdan bahsetmemizi sağlayan ayakları yere basan bir film görmemizi sağlıyor bu diyaloglar.

Matthew bu sahnenin devamında Isabelle ve Theo’unun davranışlarından hiç büyümeyecekleri çıkarımını yapıyor ve Isabelle ile diğer herkes gibi buluşmaya çıkmaya çağırıyor. Isabelle ve Matthew sinema çıkışı 68 Olaylarının geldiği son durumla yüz yüze geliyorlar. Sokaklardaki barikatları ve bir dükkanın vitrinindeki televizyondan haberleri görüyorlar. Diğerleri gibi hareket etmek, “normal” olmak tüm büyüyü bozuyor bu olayla. Isabelle ve Theo’nun ebeveynlerinin gelmesi de bu olayın hemen ardından gerçekleşiyor Metthew, Theo ve Isabelle’yi çıplak yatarken gören ikili bir çek yazarak evden sessizce ayrılıyor. Uyanıp ailesinin geldiğini anlayan Isabelle diğerlerini uyandırmadan tüpü açarak tekrar ikisinin arasında uykuya dalıyor. Güvenli alanlarında “yakalanmış” olmaktan kurtulmak Isabelle için intihar ile mümkün görünüyor. Her ne kadar tabuları yıkmış görünseler de ikizlerinde içselleştirdikleri ve onları sınırlayan tabuların varlığının altı çiziliyor yönetmen Bertolucci tarafından. Onları kurtaran şey ise 68 Olayları oluyor. Cama gelen taş ile üçlü uyanıyor ve ölümden kurtuluyor. Üçlü arasındaki kopuş ise kalabalığa katıldıktan sonra oluyor. Metthew şiddet yanlısı olmayan tutumu ve Theo’nun polise Molotof kokteyli atmak istemesi sonrası ikili tartışıyor ve Matthew’in kalabalık arasında kaybolması ile son sahneyi görmüş oluyoruz. Cinsel tabuları konusuna ikizlerle aynı konumu paylaşabilen Matthew, şiddet yanlısı olmadığı konusunda daha keskin bir yerde duruyor. Böylece Bertolucci yeni tanışan arkadaşların ayrılma sebebinin cinsel değil siyasi olduğu bir tablo çiziyor bize. İlaveten Matthew ile Theo’nun sevişme sahnelerinin de senaryoda olduğu fakat malzeme çokluğu nedeniyle çekilmediğini de sonradan öğreniyoruz.Cinsel tabulara queer bir bakış sergileyen filmi izlemenizi ve çekilmeyen sahnelerle daha zenginleşeceğini hayal etmenizi tavsiye ederim.

Daha Fazla İçerik
Taylor Swift – Folklore