Sabahattin Ali ve “değersizleşme”

Ne ki değer? Bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü, o şeyin karşılık geldiği kıymet. Değerli olan ve değersiz olandan bahsederken neyi anlıyoruz? Şeylerin karşılık geldiği kıymetin yüksek veya düşük bulunmasıdır işte bu değerli ve değersiz olmak.

Yakın zamanda Sabahattin Ali‘nin kitaplarının telifsiz olarak satılabilmesinin yolu açıldı, böyle olunca bu kitaplar da eskisine nazaran çok daha düşük fiyatlarla marketlerde satılmaya başlandı. Bu da bir “kaos” çıkardı ortaya, Sabahattin Ali’nin eserleri ayağa mı düşmüştü; yoksa bu kitaplara ulaşım kolaylaştığı ve ucuzladığı için demokratik ve güzel bir sonuç mu oluşmuştu? Sabahattin Ali’nin eserleri değersizleşti mi yoksa değerini koruyarak daha fazla kişiye mi ulaştı?

Aslında cevap benim için çok açık, bir şeyin değeri özellikle de entelektüel bir öz taşıyorsa biçimin niteliğiyle azalmaz. Çoksatanların reklamının yapılış yolları, satıldığı kanallar, bu kitapların kapakları, kullanılan kâğıt türü vb. faktörler kitabın içeriğinden bağımsız olarak da yayın evlerinin kontrolünde olan faktörler ve alıveriş, kitabı okuma, kitabı değerlendirme süreçlerine etki ediyorlar. Bu etki her okuyucu için aynı değil, aynı olmak zorunda da değil. Nasıl bazılarımız kitap kokusuna romantik anlamlar atfedecek kadar önem veriyorsa kimimiz için bir ön söz, sıra dışı bir kapak tasarımı kimimiz için de internet tüketirken tanıştığımız ve önemli bulduğumuz bir figürün önerisi bu tüketim sürecinin bir parçası oluyor. Birçok kere de bu ve bunlar gibi birden fazla etkiyle kitap okuma sürecimiz şekilleniyor. Elbette Sabahattin Ali eserlerinin bir okuyucunun alışık olduğu ve önemsediği biçimlerden uzakta tüketime açılması bazı okuyucuların tercih etmeyeceği bir durum oluşturuyor olabilir.

Ama bu tartışma buradan da doğmamaktadır, çünkü alternatifler düşük fiyatlarla da olsa yerini korumaktadır. Hala biçimde ve satışta “niteliğin” yüksek olduğu Sabahattin Ali eserleri beklentiyi karşılayabilir. O zaman bu tartışma nereden doğmaktadır?

Tartışmanın Kaynağı

Sabahattin Ali’nin ve eserlerinin değeri nereden gelmektedir? Edebi yetkinliğinden mi? Bir “mazlum” olma kimliğiyle kaynaşmış politik konumundan mı? Büyük yayın evlerinin allayıp pulladığı kolay tüketilir imajıyla sunulan basımlardan mı? Geçmişte verilen değerin el yordamıyla yapılan bir taklidinden mi? Toplumumuzda en azından bir şeylerin, herhangi bir şeylerin değerli olması gerekliliğinden mi? Yoksa Kürk Mantolu Madonna’sının Instagram postlarına kurban ve malzeme olduğu yönündeki algı ve mağdur durumuna düşeni sahiplenme çabasındaki toplumumuzun bu postları aşağılamasıyla inşa ettiği özü başka yergilerden mi?

Bu kadar uzattığımıza göre cevap ya hiçbirinden gelmiyor ya da hepsinden geliyor olacak elbette. Cevap da bu, hepsi; bu yüzden hiçbiri değil.

da block

Bu bahsedilen olasılıklar ve daha fazlası her insan için ayrı ayrı muhtemeldir. Totalde bir anlayışı, bir beklentiyi ifade eder. Bu endüstriyle ve kitap tüketim süreciyle olan etkileşimlerimiz tekrarlanarak bir alışkanlığa dönüşür ve bu bir beklentiyi doğurur. Tecrübeler kişisel olduğu kadar beklentiler de kişiseldir.

İşte Sabahattin Ali eserlerinin sözde değersizleşmesi veya değerini kaybetmemesi ikileminin arkasında bu beklentilere indirilen sert bir darbe yatar, artık her şey darmadağın olmuştur.

Evet elbette bu duruma üzülmek, kaygı duymak mümkündür, bunu sanatçıya bir hakaret olarak görmek de mümkündür. Amacım bu hislere saldırmak değil. Lakin bunların da arkasına baktığında gördüğüm şey, alışkanlıkları sekteye uğrayınca ne yapacağını bilemez ve bu konuda düşünemez hale gelen bir toplum. Sabahattin Ali eserleri bu şekilde de tüketime girince artık değerli olan ne kalmıştır? Değeri belirlerken referans alacağımız şey nedir? Alışık olduğumuz bir düzen vardır, Sabahattin Ali eserleri “değerli” eserlerdir ve artık “değersiz” raflarda mı yer alacaktır?

Kanımca, bu tartışmadaki huzursuzluğun kaynağı işte bu olayın doğurduğu belirsizlik ve bu sorulardır. Adaptasyon süreçlerinde toplum bu buhranları sık sık yaşıyor, değer yargılarının sübjektifliği ve yapaylığıyla baş başa kalıyor. Son zamanların çok konuşulan bir video paylaşım uygulamasıyla ve burada paylaşılanlarla karşılaşmamız da buna benzer olmuştu. Bazı kesimlerin var olduğuna inanamamış ve bocalamıştık. Bu açıdan benzer bir durum söz konusu.

Bocalıyoruz.

Daha Fazla İçerik
Ontolojik çözümleme: Gammaz Yürek