Ruhum, ölümsüz hayatı isteme!

“Ruhum, ölümsüz hayatı isteme, ‘mümkün’ün alanını tüket” diye başlamıştı hayatın intihar olduğunu öğrendiğim saman yapraklı kitap.

İyi geceler.

 

Çıldırmanın ilk ipuçlarıdır yalnızlık. Farkındaysan daha zordur.

 

Üşüyorum, kapama gözlerini…

 

Merhaba.

 

“Ruhum, ölümsüz hayatı isteme, ‘mümkün’ün alanını tüket” diye başlamıştı hayatın intihar olduğunu öğrendiğim saman yapraklı kitap.

 

Hayat intihardı, intihar başlangıç, her başlangıçta yeni bir kaybediş.

 

İntihar, itiraftı. Hayatın bizi aştığını ya da hayatı anlamadığımızın göstergesiydi.

 

Siz, siz bana mı gülüyorsunuz?

 

Hayat bir intihar seçimiydi, seçimlerinse bir dayatma. Kendi kararlarını iki şıktan daha fazla bir seçeneğe çıkaramadan verirken, özgürlüğünün sınırı ne kadardı? Her intihar bir başlangıçtı çıldırmaya. Yalnızlıksa en yakınıydı.

 

da block

Hayat direnci yenilgilerden gelirmiş, en büyük direnç intihardı. En büyük gövde gösterisi kanlı bir ölüm. Serilmiş yere boyunca, kan gövdeyi götürecek düzeye ulaşamamış fakat çok sıcak hala. Her intihar bir başkaldırıştır, her intihar garip başlangıç. Ya devam edebilseydik intihar sonrası bir hayata? Kalır mıydı kendine diktatör senato? Yıkılmadık duvar kalır mıydı Berlin’de?

 

Belim ağrıyor olsa da, becerebilirim hayatı.

 

Tüm intihar senaryolarını seyrettim prime time zamanlarda. Hiç sevişme çığlığı duymamış odamın duvarları arasında tüm sorulmamış soruları sormaya yeltendim her gece. Gezdim, yedim, içtim, konuştum, tartıştım, sevilmedim, sarhoş oldum, kavga ettim her sıradan nefes alan gibi. Kendi intiharlarımı hep yine başka insanların üzülmemesi adına erteledim. Hep birileriyle tanıştım. Her sofrada başka bir karakterle dinledim erillerin kaç tane kadınla nasıl bir boğa gibi sikiştiklerini. Aklıma yazdım her ne duyduysam insanlığa ait olanı. Her ne gördüysem belleğime kaydedip odama dönüp bir kağıda işledim daha sonra.

 

 

Ve ben bir ömür ağzımda ırmaklar taşıdım. Biriktim, çağlar boyu biriktim. Fakat buharlaşarak yok olan çay boşluğunu dahi dolduramadım konuşarak. Söyleyecek sözünün olması seni dinlenebilecek bir adam haline getirmiyor. Can yanması yüceltmiyor kimsenin gözünde seni.

 

Büyülenmişler, benim intihar edeceğime inanırsa, inandığına inanmıyor, inanmazsa, inanmadığına inanmıyordu. Ölüm, soğuktu. Ne Newton haklıydı, ne Einstein. Bir gerilla vardı içimde Spartadan beri, “Dersim”den bu yannı.

 

marquis de said

 

Olimpiyatlar, Roma, taş duvarlar, kana susamış Sezar, Marquis de Sade hiç biri böyle bir ölüm seyretmedi. Görmedi kimse böyle şanlı bir yok oluş. Bir görüş mesafesinde kimse bu kadar fazla kanı bir arada koklamadı. Duyular, duyular birbirine karıştı. Kahve koklarsam eğer daha iyi kana bulanabilirdim. Hiç bir özgürlük kendinden bir önce bu kadar şanlı gösteriyi izlemedi. Özgürlüğe çıkan hiç bir bedel, şizofrenik intihardan daha fazlasına tekabül edemedi. En son Werter öldü bu kadar sancıyla, üzerinden bir tomar yavşak geçti. Şimdi ben öleceğim, tanrı katında yerim rahatsız bir yer olsa da…

 

Ölüm, elbet görüşeceğiz.

Daha Fazla İçerik
Küçük kardeşim, en iyisi olmak zorunda değilsin!