Fotoğraf: Linda R. Chen/Miramax/Buena/REX/Shutterstock, Quentin Tarantino, Pulp Fiction - 1994

Pulp Fiction: Tarantino ex machina

Pulp Fiction, anlatı yapısıyla kadere, tesadüflere ve “bir makine üstünde sahneye damlayan tanrılara” dair söyleyecek sözü bol olan bir film.

Quentin Tarantino’nun 1994 yapımı filmi Pulp Fiction, vizyona girdiği günden beri sinemanın çehresini, geri dönüşü olmayan bir biçimde değiştirdi. Geveze gangsterler, cool diyaloglar, mizaha bulanan şiddet, çarpıcı görsellik, genre harmanlaması, non-lineer anlatım ve iç içe geçmiş hikayeler; tüm bunlar Pulp Fiction’ın sinemaya bıraktığı birer miras.

Unutulmaz karakterleri de filmin itibarının büyük bir parçası: Ani bir kararla oturdukları restoranı soymaya karar veren Honey Bunny ve Pumpkin; patronu Marsellus Wallace’ın isteğiyle yeni gelin Mia Wallace’ı “dostça” bir akşam yemeğine çıkaran Vincent Vega; Marsellus ile yaptığı şike anlaşmasını bozan boksör Butch Coolidge ve sevgilisi Fabienne; ortağı Vincent ile beraber gizemli bir çantayı patronu Marsellus’a götüren Jules Winnfield.

Pulp Fiction; Fotoğraf: Miramax

Elbette Tarantino’nun başyapıtı olan film, göz alıcı ve yüzeysel bir estetikle değil, sağlam kurgusal yapısı ve önemsiz gösterilenin altında yatan önemli mevzulara değinmesiyle ölümsüzleşti.

Film, epizodik bir yapıya sahip. Karakterleri tanıtan iki prologun ardından üç ayrı bölüm izliyoruz. Her bölümde, bölümün esas konusu olduğunu sandığımız bir temel gerilim ve o temel gerilim ile doğrudan ilgili olmayan bir beklenmedik olay var. Her bölüm bu iki temel yapı taşı üzerinde yükseliyor, alçalıyor.

Temel Gerilimler

Vincent Vega & Marsellus Wallace’s Wife: Vincent ve Mia arasındaki tehlikeli cinsel gerilim

The Gold Watch: Butch’un Marsellus ile şike anlaşmasını bozması

Bonnie Situation: Jules ve Vincent’ın kazara vurulan muhbir Marvin’in cesedinden kurtulma çabası

Beklenmedik Olaylar

Vincent Vega & Marsellus Wallace’s Wife: Mia’nın aşırı doz alımı

The Gold Watch: Butch ve Marsellus’un, tesadüfen daldıkları bir rehin eşya dükkanında iki sapık tarafından rehin alması

da block

Bonnie Situation: Jules ve Vincent’ın cesetten kurtulmuş kahvaltı ederken Honey Bunny ve Pumpkin’in soygun girişimine denk gelmeleri

Beklenmedik olay ile her bölüm tamamen raydan çıkıp bambaşka bir yön alır. Tesadüflerin hikayeleri çığrından çıkarması, Pulp Fiction’ın heyecanlı ritmine katkı sağlayan bir etmen, ancak bu kadarla sınırlı değil.

Üçüncü bölümün başında Jules ve Vincent, apartmandaki sahnede üstlerine yakın mesafeden bir şarjör kurşun boşaltıldığı halde vurulmaz, hayatta kalır. Jules bu olayı, Tanrının müdahil olduğu bir mucize olarak yorumlarken, Vincent yalnızca çılgın bir tesadüf olarak görür. Kahvaltı sahnesinde de bu olayın niteliği üzerine tartışırlar.

Tüm bu tesadüfler, beklenmedik olaylar bize ne anlatıyor? Jules ve Vincent’ın tesadüf ve ilahi müdahale temelli tartışması, aslında bir Deus ex machina’ya işaret ediyor. Deus ex machina, bir hikayenin çözülmez bir noktasında, aniden gelen ‘tanrısal’ nitelikte bir yardımla karakterlerin zor durumdan kurtulması, çözülmez gözüken bir durumun çözülmesi anlamına gelir. (Deus ex machina, Yunanca’dan Latince’ye geçmiş, “makineden gelen Tanrı” anlamında bir terim. Antik Yunan tiyatrosunda bir makine yardımıyla sahneye getirilen tanrı rolündeki aktörleri ifade ediyor.)

Elbette Deus ex machina kullanımı, yazarlık yönünden bir zayıflık olarak görülür. Yazar, hikayeyi ustalık ve incelikle çözemeyeceği kadar düğümledikten sonra oldukça bariz ve kolaycı bir yardımla çözüme ulaştırır. Buna yalnızca karmaşık durumlar değil, karakterlerin kurtulmalarının mümkün olmadığı tehlikeler de dahildir. Tıpkı, çok yakın mesafeden açılan ateşten kurtulan Jules ve Vincent gibi.

Öyleyse Tarantino, sırf hikayesini devam ettirebilmek ve bir tartışma konusu yaratmak için ucuz bir hileye mi başvuruyor? Elbette hayır, bunu da şuradan anlıyoruz: Hikayelerde karakterler çoğunlukla, zayıflık olarak görülen Deus ex machina’nın farkına varmaz, ona dikkat çekmezler. Buna dikkat çekmek, hikayenin zaten zayıf olan inandırıcılığını iyice yaralamak demektir. Jules ise bunun farkına varır, bunu tanrının olaya müdahil olması olarak yorumlar. Vincent’ın da, seyircinin de dikkatini ısrarla bu ‘mucizenin’, ‘tanrısal müdahalenin’ üstüne çeker. Jules bir karakter olduğuna, kurgusal bir evrende yaşadığına göre o evrenin tanrısı kim olabilir? Elbette Tarantino, daha genel bir ifadeyle, filmin yazarı. Deus ex machina’nın sorumlusu filmin yazarıdır, zira film evreninin tanrısı O’dur. Tarantino, filmin öyküsüne dışarıdan yapılan müdahalelerin karakterler tarafından fark edildiği ve bahsinin açıldığı, self-conscious ve self-reflexive bir dünya yaratıyor. Bir kurgunun, büyük bir planın içinde yaşadığını hisseden Jules, ‘bu hayatı’ terk etmeye karar veriyor. Kurgusal karakter, kurgunun farkına vardığı anda artık onun bir parçası olmayı reddediyor. Dördüncü duvar, seyircinin gözlerine bakılmaksızın kırılıyor; karakter, kırılan yerden çıkıp kaçmaya çalışıyor.

Filmdeki “tesadüf mü, ilahi müdahale mi” tartışması da gerçek bir cevap aramıyor, hikayelerin kader ve tesadüf algısıyla ilişkisine mizahi bir biçimde dikkat çekiyor. Böylece, hikaye anlatımının doğasına dair ironi ve mizahla sunulan bu tuhaf durum, filmi tematik bir bütünlükle görebilmemizi sağlıyor.

Bir hikayedeki her olay, biri tarafından kurgulandığı, tüm olaylar (genelde) birbiriyle bir şekilde bağlantılı olduğu için yazarın hikayeyle istediğini yapabileceğini, dolayısıyla en tesadüfi gözüken olayların bile kurgulanmış olduğunu ve bu yüzden tesadüfi olmadığını söyleyebiliriz. Tarantino, bu duruma yalnızca Deus ex machina ile vurgu yapmıyor. Hikayedeki küçük ayrıntıların büyük olaylara yol açma şekli de aslında oldukça tesadüfi. Bölümlerin merkezine oturan her beklenmedik olay, temel gerilimin doğal ve beklenen bir sonucu olarak değil, incelikle hikayeye gizlenmiş küçük ayrıntıların tesadüfi ama inandırıcı birer sonucu olarak gelişiyor. Örneğin Mia, Vincent’ın paltosunun cebinde, aşırı doz alımına sebep olan paketi bulur. Bölümün başında Vincent maddeyi satın alırken, balon eksikliği sebebiyle pakete konulmasına onay vermiştir Başta önemsiz gözüken, temel gerilim ile doğrudan ilişkisi olmayan bu ayrıntı, bölümün beklenmedik olayına ve climax anına yol açar. Böylece tüm ayrıntılar, tıpkı tanrısal bir kader anlayışındaki, kendisi ufak etkisi büyük tesadüfler gibi, başta fark edilmese de sonuçta yaşanan her şeye etki ediyor, karakterlerin hayatını kökünden değiştiriyor, ya da hayatlarına bir son veriyor. Yaşananların birer tesadüf mü, kaderin bir cilvesi mi yoksa takdir-i ilahi mi olduğunun kararı seyirciye bırakılırken, cevap arayışından çok sorudan haz almamız bekleniyor.

Film, yapısıyla gerçek hayatın ya da gerçek hayatın kaderci algılanışının kurgusal bir gölgesi konumuna geliyor. Tarantino, alışılmış suç hikayelerini, gerçek hayatın öngörülemezliğine buluyor; kurgusal karakterlerin, gerçekçi sorunlarla başa çıkmaya çalıştığı, kafası karışık ve bu yüzden de geveze bir karnaval yaratıyor. Altın rengi ışık saçan, göreni hipnotize eden gizemli çantanın içinde, Pulp Fiction senaryosunun olduğu teorisi de iyice güçleniyor.

Daha Fazla İçerik
Zoology
İstanbul Modern Sinema’da yeni sezon başlıyor