Paris Is Burning

Bir Queer Film (2)

87 senesinin hareketli New York’una gidiyoruz. Bu yazıdaki konumuz 1991 yılında vizyona giren Jennie Livingston’un yönettiği Paris Is Burning belgeseli. New York’un kozmopolitanlığını ve gettolaşmasını anlamak için önemli bir yapım. Kendi kurallarını kendi yazan bir şehir New York. Birçokları için kendi gibi yaşayabileceği yegane yer. Kendi olmak için New York’a gelenler arasında tabi ki marjinalize edilmiş cinsiyete sahip kişiler de var.

Paris Is Burning, LGBTİ+’ların dayanışarak bir arada yaşamalarını ve birbirleri olan rekabetini gözlüyor. Bunu yaparken beyaz merkezli bir yerden hareket etmeyerek siyahların görünürlüğüne de dikkat ediyor. Ailesince reddedilmiş, küçük yaşta evden ayrılmış ya da bir şekilde kendisini New York’ta bulan LGBTİ+’ların kaldığı “ev”lere gidiyoruz belgeselde. Atanmış

 

ailelerinden dışlanmış LGBTİ+’lar, New York’ta kendi ailelerini var ediyorlar. Aile hakkındaki kabullerimizin ne kadar sabit ve dar olduğuyla yüzleşiyoruz bu sayede. Aile gerçekten kutsal anne ve kutsal babadan mı ibaret yoksa başka formları da mümkün mü sorusu cevaplanmayı bekliyor belgesel boyunca.

da block

Belgeselin asıl odak noktası dragqueen-dragking’ler olduğu kadar vogue dansının gelişimi. LGBTİ+ kültürünün New York’ta var ettiği bir dans vouge. Balolarda var edilen bu dans,  ilk kez Vouge dergisindeki pozların taklitleri ile başlamasından alıyor adını. Balolar, dragqueen-dragking’lerin çeşitli kategorilerde yarıştığı defileler. Belgesel kategorilerin her birini ayrıntılı olarak açıklıyor. Bunlardan bazıları: executive realness, winter sports look, butch queen. Kategorilerin kuralları mutlak uyulması gereken kurallar. Jüriyi kategoriye uygun olduğunu ikna etmek için kavgalar çıkabiliyor. Baloların bir işlevi de ünlü olmak ve zengin olmak. Bu işleviyle daha rahat bir hayat düşleyen LGBTİ+’lar için bir çıkış yolu. Balolar ünlü olmanın ilk basamağı. Ayrıca beyaz-hetero dünyadan kaçış ve herkesin kendisi gibi olmaktan mutluluk duyduğu bir yer. Balolarda ev’ler yarışıyor . Evlerin bazılarının isimleri ise  Corey, Dupree,  Nınja, Saint Laurent, Xtravaganza. Her evin “annesi” kendi evinin kazanması için çabalıyor. Evler arasındaki rekabet belgeseldeki heyecanı körükleyen önemli bir unsur.

 

Kültürlerin kendi dillerini var ettiğini göstermesi açısından da önemli bir kaynak Paris Is Burning. Türkçe’de lubunca olarak geçen dilden çeşitli kelimeler belgeselde bizlere aktarılıyor. Bunlardan biri “reading” karşıdakinin kusurunu zekice yüzüne vurmak için kullanılıyor. Balolarda reading yapmak jüriden yüksek puan almak için önemli bir kriter. Dışarıda bırakılmanın  sadece fiziksel değil dilsel de olduğunu ve kendisini ifade etmekte yetersiz kalan dil karşısında yeni kelimeler var etmek ihtiyacını belgesel sayesinde yeniden  ayırt ediyoruz. Belgeselin sonunda ise 89 senesine gidiyoruz. Vouge’un geldiği son nokta ve belgesel boyunca bize eşlik eden dragqueen-dragking’lerin hayatlarına bakarak ayrılıyoruz belgeselden. Ve tabi ki  birçok kavramı sorguya açarak.

Daha Fazla İçerik
Füsun Eczacıbaşı, New Museum’un mütevelli heyetine katıldı