Ahmed Arif

Ne dersiniz, sevebilir miyiz acaba “Ahmed Abi” gibi?

Lirizmin ustası: Ahmed Arif

Leylim deyiveriyordu mahpustaki ranzasından sevdiğine. Bir Hava Ana’ya çatıyordu Anadolu sevgisini anlatırken, bir bakıyordun atom fiziğine düşmüş. Ağzından tütünü hiç eksik etmiyormuş gibi canlanıyor gözümde tabiri caizse yağız delikanlı. Dövüşüyor, çarpışıyor, küfrediyor ve mahpuslara atılıyordu ancak terk etmiyordu sevdasını.

Sürgün mü denir yaşantısına yoksa daha fazla gözlem yapabilmesi için biçilmiş bir kader oyunu mu bilmiyorum ancak, yazdıklarıyla içe işlemesinin tek sebebi bizden biri olmasını hiç kaybetmemesiydi bence.

Şiirler yazacaktı içe işleyen. Birçok şarkıya konu olacaktı yazdıkları. Birçok konu hakkında söz söyleyecekti. Kalemini çok iyi kullanacaktı. Bir kulağını Anadolu’nun ovalarından birine yaslamışçasına hep oradan beslenecekti. Halkını anlatacaktı yahut anlattıklarıyla halkına sevda aşılayacaktı. Yeşil soğana dair yazılmış en dokunaklı lafı edecekti belki de. Kim bilir, belki de bir görüşmeciden beklenebilecek en küçük şeyi beklemeyi öğretecekti ona hayat. Öyle bir sevecekti ki sevdiğini, beklentiye düşmenin garipliğini hissettirecekti bizlere belki. Prangalar eskitecekti hasretinden, tütünsüz, uykusuz kalacaktı ancak vazgeçmeyecekti sevdasından.

Ahmed Arif

Evrensel dilde seslenecekti sevgilisine

Lalikom diyecekti sevdiğine. Anadolu harmanıyla bir ses yaratacaktı büyük sevdasına. Ne Türkçe olacaktı bu ne Zazaca ne de Kürtçe. Çünkü herkes gibi sevmeyen adam, sevdiğine de herkes gibi seslenemezdi. Cigarasından bir duman alacaktı kendini öldüresiye ve üfleyecekti puşta, kansıza ve halden bilmeze. Görevdaşlarından en çok Faruk Nafiz’i, Cemal Süreya’yı, Orhan Veli’yi ve Nazım Hikmet’i sevecekti.

da block

Öyle bir gelip geçecekti ki tarihten, hem aslında herkes bilecek hem de kimse ondan bahsetmeyecekti. Elbet bir yerlerde hayatımıza dokunacak, sevgiliye söylenen bir sözde muhakkak karşımıza çıkacaktı ancak tevazu sahibi insan, ben buradayım diye bağırmayacaktı hiçbir zaman. O çok sevdiği yaşamaya gözünü yumarken henüz 60’larındaydı ve muhakkak ki daha söyleyecek çok sözü vardı yitip giderken.

Akşamın mahpushaneye erken indiğini ondan öğrendim ben ve daha nicesini tabi ki. Ancak en çok “Ahmed Abi” gibi sevmek söylemine düştüm ben. Kime ne anlatsam bu şiarla anlatıyorum. Ne dersiniz, sevdiklerimize bir de “Ahmed Abi”nin gözüyle mi baksak?

Gene bir cehennem var yastığımda, gel artık…

– Ahmed Arif

Daha Fazla İçerik
Evde İş Sanat’la 23 Nisan kutlaması