Lady Gaga’nın 6. stüdyo albümü “Chromatica”

Lady Gaga (Stefani Joanne Angelina Germanotta), her albüm döneminde kendi sloganlarını, kendi sözcük dağarcığını, kendi vurgularını yaratmasıyla ön plana çıkan bir sanatçı olarak yeni albüm döneminde de kendine ve dinleyicilerine kaçabilecekleri, sığınabilecekleri yeni bir evren yaratma çabasına girişmiş ve Chromatica adını verdiği bir dünya kurduğunu ilan etmişti. Bu fikir hayranları tarafından sevildi ve sahiplenildi. Bu gezegenle ilgili yaratıcı tasarımlar, çizimle yapıldı, hatta sosyal medyada sayfalar kuruldu. İlk albümü The Fame’in üstünden 12 yıl geçmesine rağmen Gaga, birçok hayranı için hala ilk günkü gibi yaratıcıydı. Lady Gaga’nın kariyerinde farklı kararlar alması ve farklı projelere yönelmesi de Gaga’dan köklerine dönen bir albüm bekleyen hayranlarının Chromatica’ya duydukları heyecanı arttırmıştı. Hem pozitif hem negatif yorumlar alan, çalkantılı bir albüm dönemi olarak akıllarda kalan ARTPOP’ın ardından Lady Gaga, ünlü jazz sanatçısı Tony Bennett ile bir düet albümü olan Cheek to Cheek’i yayınlamış, vokal yetenekleri ön plana çıkaran bazı işlere (Sound of Music Tribute gibi) yönelmiş, bir süre sonra da 5. stüdyo albümü olan Joanne’i yayınlamıştı. Gaga’nın babasını iyileştirme motivasyonuyla hazırladığı ve bir aile albümü olduğunun altını çizdiği Joanne eleştirmenlerin takdirini toplasa da söz konuşu satışlar olduğunda yeterince ses getirememişti. Fakat bu farklı işler, Lady Gaga’nın daha çok ciddiye alınmasını sağlamıştı. Joanne’nin hemen ardından ilk başrolünü kaptığı A Star is Born’daki oyunculuğuyla övülen ve En İyi Kadın Oyuncu dalında Akademi Ödülleri’ne aday olan Lady Gaga, film için hazırlamış olduğu soundtrack albümüyle hem eleştirmenlerin hem de dinleyicilerin takdirini kazanmıştı. A Star is Born’dan single (tekli) olarak yayınlanan “Shallow” çeşitli ödül törenlerinde Gaga’nın ve hayranlarının yüzünü güldürmüş, albüm dünya çapında altı milyondan fazla satarak Gaga’nın en çok satan albümlerinden biri olmuştu. Bu başarıyı sürdürmek isteyen Lady Gaga, çalışmalarına fazla ara vermeden altıncı stüdyo albümünün de hazırlıklarına başlamıştı. Bekleyiş 31 Mayıs’ta sona erdi. Lady Gaga, Bloodpop’ın yapımcılığını üstlendiği altıncı stüdyo albümü Chromatica’yı, covid-19 salgınından ötürü kısa bir süre erteledikten sonra 31 Mayıs’ta dinleyicileriyle buluşturdu.

Sanatının ve yaratıcılığının geleceğini geçmişte arayan ve geçmişini bir bakıma gübreleyip yeniden hasat eden Lady Gaga, Chromatica’yla pop müziğe yeni bir bakış açısı getirmese de son iki üç yılda yaşadıklarını dans müziği aracılığıyla dünyayla paylaşıyor. Chromatica da bu paylaşımda, onun hayranları için yarattığı yeni bir dünya, bir durak görevi görüyor. İçinde bulunduğu açmazı kabullenen, yaralarını iyileştirmenin yolunun yalnızca bu yaraların, çıkmazların üstüne gitmekten geçmediğinin farkına varan Lady Gaga, 30’lu yaşlarına girdiği bu yeni dönemde, daha da olgunlaştığının altını çiziyor. Hayatın tüm içsel gerilimini bir dans kaydıyla son iki üç yılda yaşanılanları, neler hissettiği, dünyaya sunduğu imajın ardındaki gerçeği kendi diliyle yeniden anlatıyor. Hayranlarının uzun zamandır beklediği pop albümünü, kendi esprileri ve yorumuyla, 90’ların house müziğinin etkisinin görüldüğü bir kayıtla paylaşıyor. Peki, nu-house prodüksiyonun domine ettiği bu albümle Gaga, beklentileri ve karşılayabiliyor mu? Bazıları için evet, bazıları için ise hayır.

Uzun yıllar boyunca ünlü olmanın onda bıraktığı etkiyi müziğine taşıyan Lady Gaga, bu sefer daha kişisel hikayelere odaklanıyor. Albümü üç parçaya bölen üç ara fasılın ilkinden sonra başlayan “Alice”, albümün Gaga’nın hayatındaki travmalara odaklanan yüksek tempolu dans parçalarından oluşacağının haberini veriyor. Gaga parçada ruh halini şöyle anlatıyor: “I’m in the hole, I’m falling down / So down, down / My name isn’t Alice, but I’ll keep looking for Wonderland” (Delikteyim, aşağıya düşüyorum / Çok aşağıya, aşağıya / Benim adım Alice değil ama Harikalar Diyarı’nı aramaya devam edeceğim). Vücudunun tek bir yerde olmasına rağmen zihninin bir boşlukta süzülmekte olduğuna, belki de sosyal medyanın hayatımıza girişiyle bozulan beden mekan bütünlüğümüze dikkat çekiyor. Albümden single (tekli) olarak yayınlanan Stupid Love ve Rain on Me (Ariana Granda ile düeti) ise aynı konsepte ilerleyen şarkılar olarak albümde yerini alıyor. Stupid Love’da hala aşka olan umudundan, Rain on Me’de ise yaşanan her türlü kötü deneyime rağmen hayata tutunmaktan bahseden Gaga, belki de hiçbirimizin ayağının altında sağlam zeminlerin olmadığının farkına vardığından, albümün beşinci parçası olan “Free Woman”da dinleyicilerine “This is my dance floor, I fought for” (Bu benim dans pistim, uğruna savaştığım) diyor. Bu yüzden dinleyicisini de uğruna mücadele ettiği dans pistine kibarca itmeyi tercih ediyor. Bu noktada, albümün bunu hiç zorlanmadan başardığının altını çizmek gerekiyor. Toplam on altı parçadan oluşan albüm, dinleyicisini kırk üç dakikalığına keyifli bir yolculuğa çıkarıyor. Fun Tonight ile albümün genel enerjisinde ufak bir düşüş olsa da anlattığı hikaye ve ismindeki küçük şaşırtmayla dinleyicilerin gönlünde yer ediyor.

da block

İkinci fasıl olan Chromatica II’yi takiben 911’de hayatını kurtaran bir antipsikotik olan olanzapineden ve ilacın etkisinden bahseden Gaga, soğuk ve sert vuruşlara sahip olan bu parçayla hikayesini kendisine özgü bir müzikale çeviriyor. Şarkıların sözlerindeki hikaye, parçaların yüksek tempolu dans parçaları olmasından ötürü insanı ancak ikinci veya üçüncü dinleyiş de vurabildiğinden, bu bazı dinleyicilerin parçanın hikayesinden mahrum kalmasına, bazı dinleyiciler içinse albümün daha uzun ömürlü olmasına sebep olabilir diye düşünüyorum. Albümünün dokuzuncu parçası olan “Plastic Doll”, Gaga’nın bir erkek tarafından objeleştirmesini eleştirdiği, Gaga’nın güçlü söz yazarlığı gördüğümüz parçalarından biri oluyor. Skrillex’in de elinin değdiği bu parça, içeriği bakımından ironik bir şekilde Gaga’nın ünlü K-pop grubu Blackpink ile birlikte hazırladığı parça, Maya Jane Coles’un “What They Say” parçasından alınmış sample ile kurulan Sour Candy’le devam ediyor. Onları izleyen parçalardan “Enigma” Gaga’nın kuvvetli vokali, “Replay” ise Diana Ross parçalarını hatırlatarak dinleyenleri dans pistinde tutmayı sürdürüyor. Onur ayından (Pride Month) hemen önce yayınlanan bu albüm tam anlamıyla gece kulüpleri için hazırlanmış izlenimi veriyor. Chromatica III fasılının ardından albümün en güçlü parçalarından biri olan Elton John düeti “Sine From Above” ile Lady Gaga, bu albümü niye yaptığı ve bu albümün onun için ne ifade ettiğini dinleyicilerine anlatıyor. Müziğin yani özünde sesin onu iyileştiren şey olduğunu söylüyor. Albümün belki de tek filler hissiyatı veren “1000 Doves” adlı parçasında ise hemen hemen her albümünde geleneksel hale gelmiş olan “Ben de bir insanım!” mesajını veren Gaga, albümü için biraz farklı ve esprili bir yolu tercih ediyor. Albümün kapanış parçası olan “Babylon”da küçük kelime oyunlarıyla hakkında dedikodu yapanlara bi’ nevi istedikleri malzemeye vererek, gevezelik etmeye devam etmelerini söylüyor.  İşe yarayıp yaramadığını önümüzdeki günlerde göreceğiz.

Günün sonunda Chromatica, Lady Gaga’nın en iyi albümü mü? Bu soruya cevap vermek zor. Fakat kendisiyle Gaga’nın en samimi ve müzikal açıdan en tutarlı hikaye anlatımını Chromatica’da gördüğümüzü düşünüyorum. Umarım kendisini asıl ait olduğu yerde, bir Broadway müzikalinde de izleyebiliriz.

Daha Fazla İçerik
Lütfi Özkök belgeseli yayında