Küçük kardeşim, en iyisi olmak zorunda değilsin!

Hayata en iyisi olmak için geldiğini mi düşünüyorsun? O zaman gel, neden en iyi olmak istiyorsun ya da daha doğrusu başkaları en iyi olmanı neden bu kadar çok istiyor? Bunun hakkında konuşalım.

Daha bir üreme hücresiyken bile en iyi olmak için yanıp tutuşan insanoğlu, diğer hücreler arasında birinci olarak dünyaya gelir ve hayatla tanışır.

Düşününce, gerçekten tüm insanlar bu dünyaya en zirvede başlıyorlar. Doğal olarak bir egosu da oluyor bu olayın tabii. O kadar hücrenin arasından birinci çıkmak kolay mı?

O havayla geliyorsun, düşün. Yarış birincisi olmuşsun, geldiğin yerde de buna göre bir muamele göreceğini sanıyorsun. Belki de bu bizi biraz şımartmıştır. Belki de o yüzden bebekken istediğimiz yapılmayınca ağlayıp zırlamaya başlıyorduk. Kim bilir…

Sonra, zamanla kimsenin senin en iyi hücre olduğunu umursamadığını anlamaya başlıyorsun. Artık belli bir zaman geçiyor ve hayatı tanımaya bir tık daha yaklaşıyorsun. Yani çocuk oluyorsun.

Ailen artık sana eskisi gibi her istediğini yapmıyor, eskisi gibi ilgi göstermiyor, seni kucağına alıp sevmiyor. Bir türlü anlayamıyorsun.

Hak ettiğini düşündüğün değeri göremeyince, doğal olarak moralin bozulmaya, özgüvenin düşmeye başlıyor. Okula başlıyorsun ve şunun farkına varıyorsun: etrafındaki tüm çocuklar, tıpkı senin gibi en iyi hücre. Sen tek değilsin, hepsi senin gibi altın madalyayla dolaşıyor.

Bu sefer de kendinin özel olmadığını anlamakla, hayattan bir ders daha almış oluyorsun. Dur çocuk, daha yeni başlıyoruz. Pes etme hemen!

Anaokulu bitti, ilkokul bitti derken ortaokul son sınıf oluyorsun. Etrafındaki tüm arkadaşların harıl harıl test çözüyor, saatlerce ders çalışıyorlar. Fakat sen ders çalışmaktan zevk almıyorsun, sana sıkıcı geliyor. ‘’Ben zaten en iyisiyim. Çalışmama gerek yok!’’ diyorsun. 14 yıldır hala anlayamadın mı be çocuğum, yoksa anlamamazlıktan mı geliyorsun?! Seni kandırdılar, özel falan değilsin…

Her neyse, sen ders çalışmıyorsun. Sevmiyorsun çünkü. Futbol oynamak senin için daha eğlenceli ve seni derslerin aksine mutlu ediyor. Hayatındaki ilk sınav(!) senin için pek bir önem taşımıyor ama ailen senin tembelliğinden dolayı kafayı yemiş durumda. Sürekli ‘’Oğlum ders çalışsana, iyi bir liseye girip iyi bir üniversiteyi garantile, oku adam ol!’’ gibisinden sözler duyuyorsun. Ama kimin umurunda?

Baban, ‘’Okumazsan seni sanayiye vereceğim.’’ gibi türlü tehditleri bomba gibi kafana yağdırırken, sen de yerdeki halının desenlerine bakıp bir yandan da yarınki futbol maçı için heyecanlanıyorsun, kalbin küt küt atıyor.

Sonra, bu azarlar yetmezmiş gibi ergenliğe de ilk adımını atıyorsun ve ergenlikle de tanışıyorsun. Daha tanışacağın nice şeyden biri! Sivilceler çıkıyor, ses bozuluyor, küçükken amcalarının sana göstermen için ısrar ettiği şeyin başka işlevleri olduğunu da fark ediyorsun zamanla. Bunların hepsinden daha kötüsü, duygularını kontrol edemiyorsun.

Sanki dünyadaki tüm insanlar, hayatlarını sırf seni sinir etmek ve üzmeye odaklamış gibi herkese sinirleniyorsun gereksiz yere. Sonra sınavdan düşük alıyorsun, hocanın sana taktığını düşünüp seni kasıtlı olarak bıraktığını düşünüyorsun. Böyle düşünmek istiyorsun biliyorum, herkes sana düşman. Elinde değil onu da biliyorum ama biraz sakinle küçük kardeşim!

İşte o gün geliyor, büyük lise sınavı. Annen baban senden daha heyecanlı, oğullarının en iyi liselerde, üniversitelerde okuyup, en iyi şirketlerde çalışıp, her şeyin en iyisi olmasını istiyorlar. Mutlu olmak? ‘’Ya o işinde en iyisi olsun sonrasında zaten mutlu olacak, canım oğlum benim!’’ diyor annen. Aslında biraz haklı da. Çocuğunu en iyi yerlerde görmek istiyor fakat oğlun belki en iyi olmak istemiyor? Bunu da düşünseydin iyiydi anneciğim. Ben şuan küçüğümle bunları konuşmuyor olabilirdim o zaman…

Sınavdan çıktın, herkes başına üşüşmeye başladı. Yaşadığın stres yetmezmiş gibi, çevrendekiler seni üzmeye odaklandı yeniden. Ailen de bu insanlara dahil oldu. “Oğlum, sınav nasıldı?” cevap vermiyorsun. “İyi yapmıştır benim oğlum!” diyen annen aslında “Hele iyi yapma seni n’apıyorum görürsün!” cümlesini yumuşatarak söyler. Sen de anlamışsındır zaten bunu. Zeki çocuksun, hocalar da hep böyle derler ya! “Çocuğunuz zeki ama çalışmıyor.”

Sonra sınavın açıklanıyor ve aileni ilk kez hayal kırıklığına uğratıyorsun. En iyi liselerde okuyamayacaksın. Ortalama bir lise kazandın, ama ailen o hayal kırıklığını yaşadı ya. Onlar da hedefleri düşürdüler şimdi. Oh lise sınavı geçti, bir rahatlayayım diyorsan, o biraz zor canım kardeşim! Çünkü, dört sene kadar kısa bir süre sonra karşında üniversite sınavı var!

Ne kısası diye düşünüyorsan, göreceksin. Sonra yine benim yaşıma geldiğinde benim ne kadar haklı olduğumu anlayacaksın. İşin kötü tarafı, sen benim yaşıma geldiğinde ben sana hala küçüğüm olarak tavsiye vermeye devam edeceğim. Her ne kadar dinlesen de dinlemesen de büyük Fırat’tan duydukların ileride karşına çıkacak kardeşim! Nasıl bu kadar emin konuşabiliyorum? Aslında cevabı oldukça basit: Ben de senin yaşadığın şeylerin aynısını yaşayarak geldim. Bu yüzden, benim yaptığım hataları yapmanı istemiyorum, büyük sözü dinle! İleride dinlemediğinde çok pişman olacaksın çünkü…

Neyse, artık yeni bir ortama girdin. Lise birinci sınıf hoşuna gitti. İyi arkadaşlar edindin, ders kırdın, uzun eşek oynadın arkadaşlarınla. Bir seneyi böyle atlattın, ailenin de lise sınavından aldığı yaralar kabuk bağlamaya başladı. Şimdi, ileride gireceğin üniversite sınavı var. Umutlarını yeniden canlandıracak, onları gururlandırman için bir şansın daha var. Onlar, bu sefer çocukları en iyi üniversitelere girecek. Bundan eminler. Ama nerede?

Sen, lisenin eğlencesindesin hala, lise ikiye gelmişsin. Yüzüp yüzüp yarısına kadar geldin artık. Ortalaman idare eder, okul gayet keyifli. Birinci dönemin sonuna kadar böyleydi en azından. Artık ailen, lise senaryosunu tekrarlamaya başladı. ‘’Hele bir durun, daha önümde iki sene var!’’ boşa isyan etme kardeşim, dinlemezler!

da block

Yine başladılar, ‘’Oğlum, lisenin yarısına geldin. Önünde çok az bir zaman var, derslerine ağırlık ver bu zaman diliminde. Hakkettiğin gibi en iyi üniversiteleri kazan ki iş hayatında herkes seni istesin!’’ gibisinden zibilyon tane laf duydun. Çok da kızma onlara, onlar senin iyiliğini istiyor. Ama emin ol, bu lafları söylemeye devam ediyorlarsa suçlu sensin. Onlarla konuşsaydın, beklentilerini düşürmelerini, seni rahat bırakmalarını düzgünce anlatsaydın eğer belki şu an onlar da sana daha çok güvenip, hiç ağızlarını bile açmayacaklardı!

O yüzden, aileni şimdi suçluyor olabilirsin ama hayatı tanımaya doğru ilerledikçe suçlunun ailen değil sen olduğunu anlayacaksın.

Lise iki de lay lay lom ile bir şekilde bitti, geldin lise üçe. Lise üçte, dersi kırdığın arkadaşlar artık “Kanka, ders çalışmam lazım sınava az kaldı.” diyor. Seninle ders kırmaya gelmiyorlar, sen de bahçede takılıyorsun hala. Çünkü, sana göre sınava halen çok var. Alan seçtirdiler sana, ama sen daha ne okuyacağını, hangi mesleği yapacağını bilmiyorsun.

Önünde yollar var ama hangi yola gideceğini bilmiyorsun. Arafta kalmışsın, kafanda hiç düşünmedin bunları şimdi bunun cezasını çekiyorsun. Dersleri kırmayıp, delikanlılığına yaraşır biçimde annen babanın sözünü dinleseydin şu an onların istediği gibi bir çocuk olabilirdin(!)

En iyi üniversitelerde okurdun, en iyi şirketler seni kovalardı. Doktor, avukat ya da mühendis olurdun. Mutlu olmanın ne önemi var, nasıl olsa en iyisi olduğun zaman mutlu da olmuyor musun?!

İşte lise üç, sınavın yaklaştığını hala idrak edememenle geçip gidiyor ve artık lise sona geçtin. Önceden, sürekli ders kırdığın arkadaşların, artık hiç kırmıyor dersleri. En yakın dostların, gömülmüş masasına harıl harıl test çözüyor.

Annen, seni zorla bir dershaneye yazdırıyor. Senenin başında oraya başlıyorsun, aslında dersleri adam akıllı dinlemiyorsun bile. Yaptığın ayıp be kardeşim, anan baban sen en iyi okullarda okuyabilesin diye dünyanın parasını döküyorlar oraya!

Sen hala hergelelik peşindesin! Sonra, bir iki ay geçiyor sen hala başlamamışsın ders çalışmaya. Başlasana artık kardeşim! Sınava azıcık bir şey kaldı şunun sırasında 10 ay var. 10 ay uzun deyip geçme, göz açıp kapayıncaya kadar geçer.

Evet, birinci dönem bitti. Mahşer gününe 6 ay kaldı. Sen hala düzgünce çalışmaya başlamadın. Sömestr geldi, ailen sana tonlarca kitap aldı çözesin diye, hani hepsi boş kitapların? Ama artık anlamaya başladın işin ciddiyetini, arkadaşların derslere gömülmüşse senin de artık başlaman lazım değil mi?

Artık sömestrde akıllandın ve yavaş yavaş ders çalışmaya başlıyorsun. İyi gidiyorsun, aferin! Ailenin içinde hala umut var! Çocuğum en iyisi olacak, her şeyde en iyi olacak. Çünkü o kötü olmak için değil, iyi olmak için de değil. En iyisi olmak için yaratılmış!

6 aylık süreçte düzenli bir şekilde çalıştın. Herkesi şaşırttın ve elinden geleni yaptığını düşünüyorsun. Artık hazırsın, deneme sonuçların da sana göre iyi -ailen hiç beğenmemiş olsa da- memnunsun durumundan. Kafanda hala bir bölüm yok, ne tutarsa ona gireceğini planlamışsın kafanda. Üzgünüm ama ailenle zıt düştün burada kardeşim!

Sen tıp ya da hukuk okumazsan, onların senin hakkındaki umudu iyice sönecek farkında mısın? O yüzden ne yap ne et ikisinden birini kazan oğlum (!)

‘’Ama ben başka bir alanda çalışmak istiyorum, tıp ve hukuk bana göre değil!’’ Ne okuyacaksın başka kardeşim? ‘’Bilmem, felsefe olabilir, edebiyat olabilir…’’ Kardeşim bunları okuyup ne olacaksın sonrasında? Dört seneni verip işsiz mi kalmak istiyorsun? Git delikanlı gibi tıp veya hukuku kazan, onlarla hobi olarak ilgilenirsin!

Üniversite sınavı da bitti, yine akbabalar doluştu etrafında, ailen de ‘’Oğlum, nasıldı sınav?’’ sorusunu sordu, sen cevap vermedin çünkü o sırada sınavı sıçıp sıvadığını fark ettin ve gelecek kaygısını geç de olsa yaşamaya başladın. Onlar ‘’İyi yapmıştır benim aslan oğlum, en iyi üniversitelerde okuyacak!’’ diyerek umutlarını sürdürüyorlar senin adına.

Onlara sahip olduğun için çok şanslısın. Değerini bil onların, çünkü onlar her şeyin en iyisinin sana layık olacağını düşünüyorlar ve en iyisini layığıyla elde edeceğine inançları sonsuz. Şimdi seninle abi kardeş konuşması yapıyoruz, annen baban seni sinir ediyor olabilir, seni sevmediklerini, sana inanmadıklarını düşünebilirsin. Şu an bunları düşünmen çok normal, hayatı yaşadıkça ve onunla daha yakından tanıştıkça bu düşüncelerinin ne kadar bencilce ve yanlış olduğunu fark edeceksin.

O gün geldiğinde, artık çok geç olmamış olsun. Belki her şeyin en iyisi olamayacaksın, ama umarım yaptığın her şeyden mutluluk duyup, en küçük şeyden bile mutlu olmayı öğreneceksin. Ben sana inanıyorum küçük kardeşim!

Tavsiyelerimi hayatında uygularsan, sonunda mutlu olmama ihtimalin yok! İyi düşün, ama çok düşünme. Çünkü hayat çok hızlı geçiyor, hızına yetişemesen bile yarıştan keyif almaya bak! Son olarak, her şeyden önemlisi: yaşadığın hayatın tadını çıkar ve değerini bil canım kardeşim!

50 yıl sonraki sen.

Daha Fazla İçerik
SAHA Studio 2. dönem sanatçılarını ağırlıyor