Fotoğraf: Alexandr Neplokhov

Kendi kafesinde tıkılıp kalan insanoğlunun dramı

Günler hızla geçiyor, hayatımızda değişiklikler oluyor, hayatımıza sürekli insanlar girip çıkıyor. Dünyamız da tıpkı bizim gibi her gün değişiyor, fakat biz bu değişimin farkında mıyız? Günümüz Dünya'sının geleceği hakkındaki görüşüyle bize ‘’bizi’’ anlatan bir eser. Yaşar Kemal’den günlük yaşamdaki insanların kelimelerle çizilen resmi ‘’Kuşlar da Gitti’

Yaşar Kemal
Kuşlar da Gitti

Bence, insanlar olarak etrafımızda yaşananlar pek de umurumuzda değil. Gittikçe daha vurdumduymaz hale geliyoruz ve her ne kadar istemesek de at gözlüğü takılmış olarak yaşıyoruz bu hayatta. Çıkarcı ve bencil yaratıklarız. Şimdi ‘’ sen de amma isyankar çıktın!’’ dediğinizi duyar gibiyim ama siz de hiç düşünmediniz mi bu umursamazlığımızı? Bu umursamazlık, bizi nasıl durumlara sürüklüyor? Bu sorular bir kenarda dursun şimdilik. Biz eserimize bir bakalım.

Öncelikle eserde üç arkadaşı görsek de aslında eser, genel olarak Yaşar Kemal’in geçmişte yaşadıklarıyla gelecek hakkındaki düşüncelerinin birleşimini anlatıyor. Bu eser aslında insanlığını unutan ve kendi deyimiyle ‘’bir yerlerde sıkışıp kalan’’ insanoğluna yapılan bir eleştiri mahiyetinde.

-İnsanlık öldü mü?

-Yok, ölmedi, ölmedi ama bir şeyler oldu, başka bir yerlerde sıkıştı kaldı herhalde?

Her zamanki gerçekçi diliyle üç arkadaşın acılarını bizlere yaşatan Yaşar Kemal, insanların vurdumduymazlığını ve umursamazlığını bize anlatıyor. ‘’Bize bizi anlatıyor.’’ dememin sebebi de bu.  Eserinde biz okurlara ‘’Şimdi şu İstanbul’da herhangi bir güzellik, iyilik, sevinç verecek bir olay üstüne böylesine ağız dolusu bir sevinçle gülecek bir kişi var mı?’’ diye soruyor ve bizi suçluyor bir bakıma. Aslına bakarsanız bize kızmakta çok haklı. Okuyunca anlayacaksınız.

da block

Kitap, Küçük yaşta köydeki zor şartlardan şehre göç etmiş, şehirde de geçinebilmek için ağ ile kuş avlayıp kuşları satan Hayri, Semih ve Süleyman’ın hayat mücadelesini anlatıyor. Bu üç arkadaş, geçim zorluğu yaşıyorlar çünkü artık kimse eski zamanlardaki gibi kuş satın almıyor. Kuşları yakalayıp bir kafese tıkıyorlar ve kuşlar orada en fazla bir gün dayanabiliyor. Onlar da kuşları öldürmek istemiyorlar tabii ki ama ekmeklerini oradan çıkarmaktan başka çareleri yok. Avazları çıktığı kadar ‘’Azat buzat, beni cennet kapısında gözet’’ diye bağırarak bu kuşları azat etmelerini istiyorlar insanlardan. Ama kitabın asıl anlatmak istediği bu değil. Genel anlamda resmedilen şey insanların gittikçe insanlık duygularını kaybedip tamamen ‘’BEN’’ odaklı yaşamaları, etrafındaki hiçbir olaydan haberdar olmamaları, insana ait duyguları yaşayamayacak kadar duygularının körelmesi gibi birçok şeyi inceliyor Yaşar Kemal bu kitabında. İnsanlık gitmişse, kuşların da gitmemesi için sebep yok. Öyle değil mi sizce de?

 Günler geçtikçe dikenlik küçüldü. Şenlikköy, Yeşilköy, Ambarlı, Cennet Mahallesi, Telsizler, Menekşe, Florya, Basınköy kuruldu. Florya’nın o güzelim menekşe dolu koyağına çirkinin çirkini beton apartmanlar yığdılar. İşte kuşlara bu küçücük yer kaldı, denizle orman, Menekşeyle Basınköy arası… Ve kuşlar her yıl gelip bu küçücük dikenliğe sığınıyorlar. (…) Gelecek yıl işte burada şu bakır rengi dikenliğin yerinde için bulanmadan bakamayacağın çirkin beton apartmanlar, villalar yükselecek sokaklarında yalnız birbirine gösteriş yapmak, para para, yalnız para kazanmak için yaşayan insanlıklarını unutmuş yaratıklar caka satacaklar. (…) Belki kuşlar çok derin eski bir içgüdüyle, buraya o zaman kesilmiş olacak olan şu ulu çınarın üstüne, göğüne uğrayacaklar, bir an duraklayıp bir şeyler arayacak, bir şeyleri anımsamaya çalışacak, beton yığını evlerin üstünde küme küme dolaşacak, konacak bir yer bulamayıp bir uzak keder gibi başlarını alıp çekip gidecekler.

Daha Fazla İçerik
Kaybedenler Kulübü bu program için bir araya geliyor