Güney Kafkasya’da Rusya-İran Nüfuz Mücadelesi

Geçtiğimiz günlerde Türk Tarih Kurumu yayınlarından Dr. Özgür Türker imzası ile çıkan yeni bir eser Güney Kafkasya’nın Rus İmparatorluğu tarafından ele geçirilmesini farklı bir perspektiften ele alıyor.

Güney Kafkasya Rus İmparatorluğu için neden bu kadar önemli bir bölgeydi? Hegemonik nüfuz alanlarına bölünmüş bu coğrafyada üç büyük imparatorluk olan Osmanlı, İran ve Rusya’nın bölgesel aktörlerle olan ilişkileri ne şekilde gelişti?  Bölgede XVIII. asrın sonlarından itibaren meydana gelen hegemonik çatışmalar, periyodik bir biçimde günümüze kadar etkisini nasıl sürdürdü? Bugün Kafkasya’da tarafların makul kabul edebileceği bölgesel sınırlar üzerinde neden bir konsensüs sağlanamıyor? Yazar bu soruların cevaplarını Rus, İran ve Osmanlı arşiv belgeleri üzerinden araştırıyor ve çalışmasında modern kaynakları da dahil ederek sentez bir eser ortaya koyuyor. Son derece sofistike bir ilişkiler sarmalının yaşandığı Güney Kafkasya’nın son iki asırlık tarihini  savaş ve diplomasi argümanları üzerinden ele alan bu eserin ön sözünde yer alan “Turan’ın Kapısı” tabiri ise oldukça dikkat çekici. Gerçekten de Güney Kafkasya bir anlamda Türkistan’dan Anadolu’ya açılan bir kapı niyetliğindeydi. Rusya bu kapıya kilit vurduktan hemen sonra İran ve Osmanlı topraklarından göç ettirilen Ermeniler vasıtasıyla Türkiye ve Türkistan coğrafyası arasında sunî bir bariyer meydana getirilmiş oldu. Bu anlamda Güney Kafkasya’nın Rusya tarafından işgal edilmesi yakın dönem Türk tarihi açısından etkilerine bugün dahi yakından şahit olduğumuz oldukça dramatik bir travma etkisi yarattı.

Daha Fazla İçerik
Walkman mi? O ne ya?