Geleceğimizin Sanat Formları (?) #1: NanoArt

Geleceğin sanatı, geleceğin mimarisi, geleceğin dünyası, geleceğin toplumları, geleceğin şehirleri… Gelecekte insanın ve insan topluluklarının bulunacağı yeni hallere olan merakımız bu gibi kavramların da merak uyandırmasına yol açıyor. Bu kavramların merakımızı cezbetmesi bir ihtimal artık geçmişimizi daha berrak görebilmemizle alakalıdır. Bilginin bu kadar bedava ve dolaşımda olduğu bir dönemde insanlığın geçmişte katettiği mesafe de artık hepimizin vakıf olduğu bir sır. Bu perspektifle önümüze baktığımızda belki de şöyle hissediyoruz içten içe: “Değişimin ve gelişimin hızı dahi artmaktaysa acaba yirmi sene sonra, elli sene sonra, iki yüz sene sonra nasıl bir dünya olacak?”

Bu sorunun kendisi de başka bir gerçeği içeriyor olabilir. Neoliberal dünyada artık dünyanın merkezinde olduğumuza inandırılmışken, inanmışken ve bizden sonra gelecek olan daha parlak varoluşların ve yaşamların da farkındayken saf bir hayal kırıklığına uğruyoruz. İşte burada “dasein”ın açgözlü bir şekilde başka bir ihtimallerin peşine düşmesine şahit oluyoruz. İnsan ve toplum, ölümünden önce aklının ulaşabileceği ama kendisinin ulaşamayacağı bütün olasılıkların tadına bakmanın peşine düşüyor.

İşte belki de, geleceğin sanat formları dediğimizde de bu güdüyle hareket ediyoruz. Ancak güdü ne olursa olsun, araçların ve makinelerin dönüşümüyle birlikte yeni sanat formlarının doğmakta olduğu ve doğacağı aşikar.

Peki, NanoArt nedir?

NanoArt, nanoteknolojiyi bir araç ve bir pattern olarak kullanan ve sanat, teknoloji, bilim kümelerinin kesişiminden bize el sallayan bir sanat formu veya disiplinidir. Nano-scale dediğimiz ölçü, maddenin yapı taşları olan atomların görünür olabildiği bir ölçüdür. NanoArt da işte bu nano-scale ölçeğinde atomik ve moleküllerin doğal hallerinin ve yine bu atom ve moleküllerin bilim insanları tarafından fiziksel ve kimyasal değişimlere tabi tutularak oluşturulan yeni yapıların (bu inşa edilen yeni şeylere nano-yapı denilebilir) taranmasını içeriyor. Bu atomik, moleküler manzaraların ve nano-yapıların bir araya gelerek oluşturduğu o görüntüler bize bambaşka bir evren sunar.

İlk örneklerini hayata geçiren Cris Orfescu’nun bilim insanı kimliğinin yanında yeni dünyamızın görsel sanatlarıyla da içli dışlı olması bu bağlamda şaşırtıcı olmamaktadır.

Dartmouth Elektron Mikroskobu Tesisinde fotoğraflanmış bu görüntü birkaç bitkinin polenlerinin önce büyütülmüş, sonra da renklendirilmiş halidir. NanoArt bu şekilde elektrik veya taramalı uç mikroskobunu kullanır ve bu mikro evrene estetik bir bakış getirir.

Çağatay Mert Oral – Bilkent Unam (NanoDay 2018)

Kalsiyum karbonat partiküllerinin özel bir yöntemle inceltilmesiyle ortaya çıkan mikroskobik resim, taramalı elektron mikroskobu kullanılmıştır.

Cris Orfescu – “Light through a Pinhole No.2”, digital print, archival inks on canvas

Cris Orfescu’nun birçok çalışmasında olduğu gibi dijital ortamda üzerinde oynanmış bir çalışma.

da block

Cris Ofercu’nun kendi çalışmalarının yer aldığı yine kendi sitesinde NanoArt galerileri bulunmakta.

Global düzeyde International Festival of NanoArt gibi, yerel düzeyde ise birçok ülkede de Bilkent Üniversitesi’nin düzenlediği NanoArt Contest gibi birçok sergi veya yarışma düzenlenmekte. Bir sanat formu olarak nano-teknolojiye olan farkındalığı ve nano-teknolojinin görünürlüğünü arttırması bakımından üniversitelerin ve bilim çevrelerinin de dikkatini çektiğini söyleyebiliriz.

Geleceği nasıl olabilir?

NanoArt’ın bir sanat disiplini olarak geniş kitlelere ulaşmaktan şimdilik uzak olduğunu söyleyebiliriz. Şuan için teknolojik bir fırsata olan farkındalığın birtakım güzel işlerin çıkmasını sağladığı aşikar ama sanat disiplinlerin amaçlar, yöntemler ve sonuçlar açısından ayaklarının yere basması için bir birikimin varlığı belki de bir diyalektik ilişkinin varlığı şart.

NanoArt insanın maddeyle olan etkileşimini sorgulatan yapısıyla birlikte belki alternatif bir fotoğrafçılığa veya alternatif düzlemde bir tasarım sanatına can vermeye aday. Bunun gerçekleşmesi için elektronik mikroskopların sanatçıların daha rahat ulaşılabileceği aletler olması gerektiği akla ilk gelen fikirlerden.

Bazı edebiyat eserlerinde ve tekniklerinde görüldüğü gibi bazen de eserlerin ait olduğu zamanı bulması gerekebilir. Ve yine, nasıl sinematografı bularak sinema tarihine öncülük eden Lumiere kardeşler bu yolun sonunun nereye gideceğini kestiremedilerse; NanoArt da ilerleyen senelerde kendi ruhuna da uygun olarak multidisipliner bir perspektifle bilgisayar teknolojileri gibi başka teknolojileri kullanarak varlığı çok başka bir yere evrilebilir. Belki nano-ölçekte bir fotoğraf değil de bir video görüntü, belki çok daha çılgın bir şey!

Cris Orfescu – “Leopard in Motion”, digital print, archival inks on fine art paper
Daha Fazla İçerik
Elif Şafak’ın “Aşk” romanı diziye uyarlanıyor