Palm Pictures

Fear of Music: Müziğin korkusu ve korkuların müziği

Talking Heads'in 1979 çıkışlı albümünün subjektif bir analizi

Fear of Music albümünün yaratıcısı Talking Heads; vokalde ve gitarda David Byrne, bateride Chris Frantz, bas gitarda Tina Weymouth, klavyede ve gitarda Jerry Harrison’la bir Amerikan müzik grubuydu. Ama Talking Heads bir müzik grubundan fazlası olarak 70 ve 80’lerde kimliğini bulan “New Wave Music” akımının öncülerinden ve geleneksel rock melodilerinden kopmayı amaçlayan bu hareketi hayata geçirenlerden oldu.

New Wave, başlarda punk rock’la birlikte anılsa da sonradan bu yeni müziğin sözlerinin derinliği, daha kompleks olan yapısı, deneyselliğinin ve entelektüel arayışının ön planda olmasıyla farklı bir noktada durduğu fark edildi. Talking Heads de tam bu önceliklerle ifade edilebilecek bir müzik yapıyordu. Her ne kadar onlar yaptıkları müziğe bir isim vermek istemese ve hatta Talking Heads’in bir New Wave grubu olarak anılması başlarda bir pazarlama hamlesi olsa da bugünlerden bakınca bunları söylemek mümkün.

1977 çıkışlı ve yine Talking Heads isimli ilk albümlerinin ardından müzik yapımcısı Brian Eno ile tanıştılar. Bu birliktelikten bu yazının da konusu olan 1979 çıkışlı Fear of Music albümü doğdu.

Albümün orijinal versiyonunda yer alan parçalar şunlar:

  1. I Zimbra
  2. Mind
  3. Paper
  4. Cities
  5. Life During Wartime
  6. Memories Can’t Wait
  7. Air
  8. Heaven
  9. Animals
  10. Electric Guitar
  11. Drugs

Lirikal Analiz

Parça isimlerinin çoğuna “Fear of” ibaresi getirdiğinizde bazı kavramlara dair duyulan korkuların anlatıldığını görüyorsunuz. Bu doğrulanmış bir teori değil fakat şarkı sözlerini incelediğinizde bunun doğru olabileceği görülüyor. Paper’da ilişkilerin ve insanın bir kağıt parçasına sığdırılmasına dair duyulan rahatsızlığın, Cities’de şehir hayatının çağrıştırdığı anksiyetenin, Heaven’da cennetteki yaşamın tekdüzeliğine duyulan gizli endişe ve ironinin, Electric Guitar’da rock müziğin korku duyulması gereken bir şey olduğuna dair yapılan propagandanın öyküsü var. Anlattığı ilginç öykülerinde hem biçem olarak hem de kelime seçimleriyle sıra dışını tercih eden albüm lirikal noktada fazlasıyla başarılı.

Palm Pictures

Müzikal Analiz

Vokale, yani David Byrne’ın performansına ise ayrı bir parantez açmak gerekiyor.

Şarkılar bir an önce söylenmek zorundaymış gibi hissederek aniden ortaya çıkıp bir anlam ifade etmeden bir anlam ifade ederek oradan oraya sallanıyorlar ve atmosfere karışıyorlar. Sarhoş kişinin korkularının cümlelerinde yer bulması gibi korkular anlatılıyor ama yine sarhoş kişinin normalde olduğundan daha az korku duyduğu anlarda olduğu gibi bu korkularla dans eden bir vokal var. Performansı tamamen ona ait ve tamamen onun iç dünyasından doğuyor

Grubun dijital ortamda izlenebilecek çok sayıda performansı yok; ama var olanlardan grubun canlı performansının başarılı, vokalin performansının ise etkileyici ve özgün olduğunu gözlemlemek mümkün. Özellikle Life During Wartime’ın Los Angeles’taki 1983 tarihli konser kaydına göz atmanızı öneririm.

Palm Pictures

Fear of Music albümünün her noktasında müzikal olarak deneyselliği, Talking Heads’in yeni bir şeyler yapma ve keşfetme arzusunu görmek mümkün. Klavye ve tumbanın kullanımıyla müzik yaptıkları alanın sınırlarını genişletmeye çalışan grubun başka bir coğrafyanın, Afrika’nın ruhunu da bazı parçalarda hissettirmeye çalıştığını gözlemlemek mümkün. Özellikle giriş parçası olan I Zimbra, surdo ve djembe gibi enstrümanların kullanıldığı özgün bir Afrika müziği yapıyor. Yine aynı parçada bir anlam ifade etmeyen Dadaist bir şiirin sözler olarak kullanılması ortaya sıra dışı ve ilerici bir eser ortaya çıkarıyor. Albüme daha girişte böyle bir parçayla karşılaşmamız ise albümün geri kalanına da sirayet eden o farklılık hissine dair ipucu veriyor.

Paper’da vokalin, gitarın ve basın birbirine boşluklar bırakarak bir keskinlik oluşturduğunu gördüğümüz gibi grubun ikonik parçalarından Life During Wartime’da da kameraya doğru atılmış bir kahkaha gibi duran basın üzerine inşa edilmiş tumba ve klavyenin efektif kullanımını görüyoruz. Life During Wartime albümün en başarılı parçası olarak kabul edilebilir. Albüm gibi hareketli ama bir korkuyu, derinlerde yatan o endişeyi adeta histerik kahkahalarla anlatıyor.

da block

Drugs, klavyenin yine etkili kullanıldığı şarkılardan biri. Notaların ve vokalin asimetrik kullanılışı uyuşturucu etkisindeki birisinin hikayesi hissini vermeyi başarıyor.

Bu sıra dışılığın ve vokalist performansının üzerine Tina Weymouth’un kendinden emin ve hatasız bas gitar performansı da eklenince müzikal olarak da unutulmayacak bir yere ulaşıyor albüm.

Bonus

Son olarak albümü unutulmaz yapan bir şey daha var ki bahsetmeden geçmek mümkün değil. Vokalistin, David Byrne’ın adeta dünya üzerinde önceden tecrübe edilmemiş telaffuzlarla yaptığı şarkı okumaları insanı kendinden geçirebilecek etkiye sahip.

Air adlı şarkıda müzikal olarak iki kutup var; backvokallerin olduğu ve havanın içerisinde dolaştığınızı hissettiren uç ve o bırakmışlıktan uzak hisler veren rahatsız edici metalik uç. Şarkının enstrümantal outrosunda bu iki uç kaynaşıyor ve havaya, atmosfere dair duyulan o rahatsızlık hissini anlatıyor. Aynı şarkıda yine David Byrene’ın

“Some people say not to worry about the air

Some people never had experience with…” kısmını telaffuzu şarkının anlatmaya çabaladığı o paranoyayı dinleyicisine çok güçlü iletiyor.

Long Island Weekly

Sonuç

Tina Weymouth bir röportajda gruplarının yapmak istediği şeyin müzik tarihinde bir iz bırakmak olduğunu söylemişti. Karanlık ve metalik tonuyla Fear of Music’le gerçekleştirdikleri bu hayal daha sonra tekrarlayacakları bir başarı olacak. Bu albüm ise grubun kuruluşundan dağılışına kadar yaptıklarından bağımsızlık olarak da çok güçlü bir sanat eseri olarak varlığını koruyor

Genele kıyasla albümün en başarılı parçaları: I Zimbra, Life During Wartime, Air, Animals, Drugs

Genele kıyasla albümün unutulmaya değer parçaları: Memories Can’t Wait, Electric Guitar

Daha Fazla İçerik
İvan İlyiç, Dasein ve ölüm kavramı