Baktay rolündeki Nikbakht Noruz, Utanç | Fotoğraf: A7A, 2007

Duvarlar ardındaki arşiv

Yıkılan tarih ve çocukluğun filmi

Binlerce yıldır Bamyan vadisinde yer alan Buda heykeli, Taliban tarafından dinamitler ile 2001 yılında yıkıldığında geriye kalan tek şey vardı; Afganistan’ın film arşivi.

İnsanlığın öfkesi, güç savaşları ve dinleri dünyayı yıkarken, yıkılan bu dünya yine en büyük zararı insanlığa veriyor. Kaybolan her güzellik her umut ve her can, fazlasını gelecekten çalarak alıyordu. Öfkenin ve vahşetin başrol oynadığı 2001 senesinde, Taliban yıktığı tarihi eserleri ile birçok esere kaynaklık etmiştir. O korkunç döneme ait bize ışık tutan ve umut olan şey ise, Afganistanlı bir grup arşivcinin film arşivlerinin içinde bulunduğu odayı duvar ile örerek 7 bin eseri korumaları ve hala da korumaya devam etmeleri. Taliban’dan saklamalarıydı. Taliban döneminin sinemadaki en güçlü temsilcilerinden birini İranlı sinemacı ailenin en genç üyesi Hana Makhmalbaf 2007’de Utanç (Buda as sharm foru rikht) adlı eseri sunmuştu. Hana’nın babası Mohsen Makhmalbaf, Taliban’ın Buda heykellerini yıkımına karşın, Afganistan film arşivinin yıkılması Buda’nın insanlık adına tanık olmaktan utanacağı bir diğer Taliban yıkımı olacak olmasıydı. Baba Makhmalbaf’ın bu sözü Hana’nın filmi için başlangıç noktası oluyor.

Hana Makhmalbaf, Afganistan’ın savaş dönemini izleyicilere yanlı bir bakış açısından ziyade realist bir biçimde bizlere aktarıyor. Filmde hiç profesyonel oyuncu kullanılmıyor ve filmin çoğu elde kamera çekiliyor. Realistik olan şey ise savaşın çocuklar üzerindeki etkisinin ne kadar fazla olduğu.  Baş karakter olan Baktay, bu etkiyi görmemizde ki aracı oluyor bizlere.

Baktay rolündeki Nikbakht Noruz, Utanç | Fotoğraf: A7A, 2007

Film, Bamyan’da yaşayan ailelerden birinin 6 yaşındaki kızı olan Baktay’ın okula gitme hayali ile bir yolculuğa girmesini anlatıyor. Komşusunun oğlu Abbas’ın okula gitmesine özenen Baktay, okula gitmeye karar veriyor ve bu amaca ulaşmaktaki en büyük hedefi bir deftere sahip olmak oluyor. Baktay, defter alabilmek uğruna büyüklerin dünyasına giriyor ve engeller ile karşılaşıyor. Bu engeller ona ümitsizlik yaratmıyor ve inancını koluna takıp yoluna devam ediyor. Defter alabilmek için yumurta satmaya başlıyor. Erkek ve kızların ayrı eğitimleri sebebiyle Baktay kız okulu arayışına giriyor fakat yolda karşısına birkaç erkek çocuk çıkıyor. Filmin en önemli kısımları ise bu bölümler.  Tam burada bu erkek çocukların Baktay’a oynadıkları acımasız oyunlar aslında savaşın ve öfkenin ne denli etki ettiğini bizlere gösteriyor. Kafalarına taktıkları kese kağıdı, ellerindeki uzun çomaklar savaşın gerçekliğini içlerinde yaşadıklarını gösteriyor.

Utanç | Fotoğraf: A7A, 2007

Ve Baktay, “ben bu savaş oyununu hiç sevmedim” dediğinde, çocuklar ona “oyun oynamıyoruz, bu bir oyun değil” cevabını veriyor. Oyun bildikleri gerçek, çocukların savaşı haline geliyor. Böyle birçok yaşanamamış çocukluklarda, bu oyunun içinde büyüyor ve büyümeye devam ediyor. Barışın ve adaletin olmadığı yerlerde ise, özgürlüğün tek yolu ölüm oluyor.

da block

Makhmalbaf’ın esin kaynağı olan bu Taliban yıkımı ve film arşivi,  günümüzde de hala etkisini sürdürüyor. Yıkılan Buda heykellerinin yarattığı boşluk, arşiv ile doldurulmaya devam etti ve 2015 yılından itibaren dijitalleştirme girişimleri ile yeni bir boyuta ulaştı.

Barış dolu bir dünya ve mutlu çocuklar ümidiyle.

Daha Fazla İçerik
yalnızlık, yabancı, aşk acısı
Üzülürsün diye ölmüyorum!