Dönersen Islık Çal

Bir Queer Film (3)

Dönersen Islık Çal queer teorinin kendisini yeni yeni var ettiği bir zamanda vizyona girmiş. Film bir çocuğun anlatıcılığı ile başlıyor. Anlatının sonunda ise çocuğun tacize uğradığına şahit oluyoruz kulaklarımızla. Filmin başındaki bu ilk suçtan sonra film süresince daha birçok suça şahitlik ediyoruz. Beyoğlu’nun gece yüzünü iki “öteki”nin karşılaşması ile görüyoruz. Bir cüce ile bir kadının karşılaşması. Fikret Kuşkan’ın canlandırdığı karakter kimilerimizce travesti olarak tanımlansa da filmde  kendisini kadın olarak tanımladığı için yazıda kadın olarak bahsedeceğim karakterden. Mevlüt Demiryay’ın canlandırdığı cüce karakteri bir barda çalışmakta. Sabaha karşı eve giderken bir kadının saldırıya uğradığı görüyor ve boynunda taşıdığı bekçi düdüğü ile kadını kurtarıyor. Baygın halde eve getirdiği ve iltifatlar yağdırdığı kadının sesinden “kadın” olmadığı anlıyor ve kandırılmış hissediyor. Filmin queer görünümlerinden birisi de tam burada var oluyor. Kendisini tanıtamayacak olan birisine yardım edip onu eve getirdikten sonra kimliği nedeniyle hayal kırıklığına uğramak… Atanmış olan kimlikleri o kişilere sormadan yapıştırmak ve bu kimliklerin verdiği rolleri taşımalarımı istemek… Ve bu rolleri yerine getirmediklerinde ise hayal kırıklığına uğrayıp var olmamalarını istememek…

Sabah beraber kahvaltı yapmak için erken kalktığında ise geceden gitmesi için sözleştiği misafirinin çoktan gittiğini görüyor. Kadın bir süre sonra cücenin çalıştığı bara geliyor. Bu sahnede ise cücenin ötekilik deneyimini dinliyoruz. Her ikisinin de gece çalışıp gün ışımadan eve geçmeleri ve toplumdan kaçmalarının ortaklığını vurguluyor yönetmen Orhan Oğuz. Film en başkaldırıcı sahnesi de peşi sıra geliyor. Cüce ile kadının İstiklal’de el ele yürüdükleri, topluma karşı topluma doğru yürüdükleri sahne… Ne yazık ki filmin realist bir yerden bakarak bu yürüyüşü uzun sürdürmüyor ve bir grup erkeğin peşlerine takılıp fiziksel saldırıya başlamasının ardından cüce ile kadın kaçıyorlar İstiklal’den.

Filmin yan karakterleri arasında cücenin oturduğu evin sahibi Ermeni yaşlı bir kadın ve aynı apartmanda yaşayan bir çift var. Ermeni ev sahibi, evindeki yardımcısı ile hırsızlık oyunu oynuyor. Yardımcı eşyalar çalmaya çalışıyor ve ev sahibi onu yakalıyor. Hayatın heyecanın devam etmesi için oyun gerekli diye açıklıyor ev sahibi bu oyuna şahit olan cüceye. Ev sahibinin attığı bir tirat ise Haldun Taner’in Sersem Kocanın Kurnaz Karısı oyununda Tomas Fasulyaciyan karakterinin attığı perde tiradını anımsatıyor. Tomas Fasulyeciyan oyundaki tiradında eskileri yad ederken tiyatronun herkes gittikten sonra da yaşadığını anlatıyor. Ev sahibi de eskileri yad ediyor ama daha karamsar olarak. Hayatta her şeyin birer kurmaca olduğunu anlatıyor tıpkı yardımcısı ile kendi arasına kurduğu hırsızlık oyunu gibi. Herkesin bu oyunu bildiğini ve bilmezden geldiğini belirtiyor tıpkı queer teorinin bize tüm “normal”lerin kurmaca olduğu söylediği gibi. Haldun Taner ile filmin senaryosunu kaleme alan Cemal Şan’ı tiratlarında buluşturan ise ikisini de eski sesleri sindikleri yerlerden duymaları. Filmdeki bir başka gönderme de cücenin boynunda taşıdığı düdük. Stonewall ayaklanmaları sürecinde LGBTİ+’ların polisin geldiğini birbirlerine haber vermek için kullandıkları düdük yine bir LGBTİ+’yı kurtarmak için kullanılıyor. Polise ilişkin bir diğer gönderme ise kadının polis tarafından şehrin ücra yerlerine götürülüp bırakıldığı zamanı hatırlaması. Kısa birer hatırlama olarak gördüğümüz bu sahnelerde yaşanan korkuyu Fikret Kuşkan’ın usta oyunculuğu ile daha da hissediyoruz.

Filmdeki çift ise “normal”e uyan bir çift değil. Bir pezevenk ile seks işçisinin evliliği bu. Fikret Kuşkan’ın canlandırdığı kadın ile pezevenk Adıgüzel’in bağı ise çocukluk arkadaşı olmaları. Filmin bizi şahit ettiği suçlardan biri de Adıgüzel eşini öldürmesi. Bir kadın cinayeti. Bu ölüm filmde kendisine yeterince yer bulmuş değil. Seks işçisinin ölümüne üzülen de olmuyor yasını tutan da. Belki de hiç hikayesini duymadığımız  nice kadın cinayetinin göndermesi bu durum? Daha sonra Adıgüzel’in hiç kimseye konuşmadan intihar ettiğini öğreniyoruz.

da block

Cüce’nin kadın ile karşılaşması toplumun üstünde kurduğu baskıyı tanımasını ve savaşmasını sağlıyor. Boyunu uzatmak için gittiği dolandırıcı ile yüzleşiyor ve kendisi gibi bir cüceyi uyarıyor orada. Toplumla yüzleşmek ve ötekiliğiniin kurmacasını görmenin ardından belki de başkalarını da bundan haberdar etmek geliyor.

Cücenin dayak yemesi sonrası bir gün evde hareket edemeden can çekişmesi ve kadının gelip onu kucağına alması ile son buluyor film. Cüce, filmin son sahnesinde dostunun kollarında son nefesini içine çekerken dünyaya başka formda tekrar geldiğinde ıslık çalarak kendisini tanıtmanın hayalini kurarak veda ediyor.

Daha Fazla İçerik
“Hayat bir lütuftur.”