Çirkin Kralın Yol’u: Yılmaz Güney olmak

1 Nisan 1937 Adana doğumlu olan Yılmaz Güney, Türkiye’nin zorlu dönemlerinde dünyaya gelmiş ve daha da zorlu dönemlerinde hayata veda etmiştir. 47 yıllık yaşamına birçok önemli başyapıt bırakmıştır.

Üniversite için gittiği İstanbul’da yönetmen Atıf Yılmaz ile olan tanışması, ikisinin de hayatını değiştirir ve birlikte uzun bir sanat yoluna çıkarlar. Bu Vatanın Çocukları ve Alageyik filmlerinin senaryosunu yazan ve oynayan Yılmaz Güney, ilk yargılanmasını On Üç dergisinde yaptığı “Komünizm propagandası” iddiaları ile 1,5 yıl hapse çarptırılır. Sanatın ve çağdaşlığın gelişmesinin bu derece önemli olduğu 1960 seneleri ne yazık ki sanatçıya ve sanat dallarına geri kalmalarını emrediyordu. Hapishaneden çıktıktan sonra sinema kariyerine tam gaz devam eden Güney, bu adaletsiz düzene ve otoriteye başkaldıran cesur Anadolu çocuğunu filmlerinde de yansıtmaya devam eder ve Çirkin Kral lakabını alır.


Yılmaz Güney, bu otoriter düzende kendi yolunu bulacağını sanırken 1971 yılında Mahir Çayan’ın da yargılandığı siyasi bir davadan 2 yıl hapse ve sürgüne mahkum edilir.

Hapishane yılları Yılmaz Güney’in konum açısından özgürlüğünü kısıtlasa da fikirlerini ve düşünce özgürlüğünü kısıtlamaz ve içeride yatarken film senaryosu yazmaya devam eder.
1975 yapımı Arkadaş filmi ile yozlaşmış toplum yapısına vurgu yapar.

Arkadaş film afişi, 1975

1974 yapımı Endişe filminde, makineleşme döneminin işçi sınıfını acımasızca sömürüşünü konu alır ve 12. Altın Portakal Film Festivali’nde en iyi film ödülünü alır. Ödülleri ve başarısı artarken Güney’in hayatının en son dönüm noktası olan talihsiz olay gerçekleşir ve cinayet iddialarından dolayı 1976 yılında 19 yıl hapis cezasına çarptırılır.

Tarık Akan(Seyit Ali), Şerife Sezer(Zihne), Yol,1982


İmralı’da kaldığı bu dönemde Sürü ve Yol filmini yazar. Yol filminin senaryosunu, onu ziyarete gelen ve aynı zamanda Yol filminde de rol alan Tarık Akan’a verir ve Şerif Gören ile bu filmi çekmelerini rica eder. Maddi sıkıntılardan dolayı ilk aşama çekilemeyen film daha sonra zor şartlar altında çekilir ve Güney’e teslim edilir.

da block

En bilindik ve önemli filmi olan Yol, Yılmaz Güney’in hapishanede kaldığı dönemde birlikte yattığı 5 arkadaşının hikayesini anlatır. Filmde otoritenin sadece bir ses olduğunu ve bu sesin özgür ve aydın düşünceyi engelleyemeyeceğini giriş sekansındaki hapishane sahnelerinde ince bir mesaj ile aktarır. Yobaz ve gelişmemiş zihniyetlerin yarattığı trajedi ve “ahlaki değer” adı altında gelişen töre zihniyeti, karakterlerin mahkum olduğu bir diğer hapishanedir. Bu sığ zihniyetin, filmde geçen karakterleri ne kadar yıkıcı ve acı dolu bir hayata mahkum ettiği tüm film boyunca 5 karakter üstünden anlatılır. Kadın olmanın köle olgusu ile aynı kefeye konulması ve erklik denen kavramın, bulunduğu bölgede 7’den 70’e birçok hayatı etkilemeye ve karartmaya devam eder. Düşünce özgürlüğünden yargılanan çoğu gencin olduğu bu yıllarda Yılmaz Güney filmleri ile özgür olmayan ve düşünemeyen zihniyetlerin yozlaşmamış toplumlarda bulunmasına ve otoritenin bu ateşi daha çok harlamasına dikkat çeker.

Yılmaz Güney, Altın Palmiye ödülünü aldıktan sonra

1981 yılında izin ile çıktığı hapishaneden firar eder ve yurtdışına gider. Bu mücadele dolu serüveninde Yılmaz Güney, 1982 yılında, onu yalnızlaştıran Türkiye’ye ve Yol filmine Cannes Film Festivalinde Altın Palmiye kazandırır.

Sanatçı olmanın değersizleştirilmeye çalıştığı günlerde; sanattan, sinemadan ve mücadelesinden hiç vazgeçmeyen Yılmaz Güney, hala birçok sinemacının ilham kaynağı.

Sanatın ve sanatçının duruşunun ve ideallerinin olacağı günlere gitmek dileğiyle.

 

Daha Fazla İçerik
Akbank Evde Kısa Film Yarışması kısa filmlerinizi bekliyor