Blade Runner: Kurgusal gerçekliğin sinemadaki potansiyeli

Dünya dışı kolonilerde yeni bir hayat seni bekliyor! Fırsatlarla ve macerayla dolu altın topraklarda her şeye yeniden başlamak için bir şans!

Yönetmen koltuğuna Ridley Scott’ın oturduğu Blade Runner, dünya üzerindekilerin ya dünyadan kaçmaya çalıştığı ya da mecburen dünyada kaldığı bir gelecekte geçer. Film; varoluş, kimlik, yaratılış, gerçeklik ve daha sayısız sorun üzerine eğilen kült bir eserdir. 1982 tarihli filmi aynı atmosferi ve aynı kabuğu başarıyla taşıyan 2017 tarihli Blade Runner: 2049 takip etmiştir.

Blade Runner’ın hikayesinin konumlandığı gerçeklik tıpkı Yüzüklerin Efendisi, Yıldız Savaşları ve Narnia Günlükleri gibi kurgusal bir gerçeklikti. Bu tercih artık sinemada ve televizyonda o kadar sık uygulanmaya başladı ki kurgusal gerçekliklerin izleyiciye ve sanatçıya sağladıklarının önemi belki de unutuldu.

Bu yazıda Blade Runner’ın gerçekliğinin ışığında kurgusal gerçekliklerin sinemadaki potansiyelini dört maddede inceleyeceğiz.

1- Yaratılan dünya hikayeye hizmet eder

Mottomuz; insandan daha insan.

Filmde yaratıcı ve yaratılan arasındaki ilişki “Replicant” dediğimiz insana çok benzeyen kopya insanların yaratıcısı olan Tyrell ve yarattığı kopyalar üzerinden anlatılır. Bu hem metaforik bir anlatımdır, hem de hikayede somut bir şekilde bulunur.

Filmin gerçekliğinde nereye uzandığı bile belli olmayan gökdelenler vardır ve bu devasa yapılardan birisi de “Tyrell Corporation” dediğimiz şirkete aittir. Tyrell bu devasa yapının en tepesinde adeta bir tanrı gibi güneşle aynı seviyede yaşamaktadır. Replicantların yaratıcılarına ulaşması için yükselmeleri gerekecektir.

4- Ekstrem koşullar karakterleri ekstrem tercihlere iter

Deck, sana ihtiyacım var. Bu seferki kötü, şu ana kadarki en kötüsü. O eski Blade Runner’a ihtiyacım var, sihrine ihtiyacım var.

Kurgusal gerçekliklerin sıra dışı ve her şeyin mümkün olabildiği yapısı hikayeyi uçlara itmeye yardımcı olur. Kendi gerçekliğimizde yaşansaydı inandırıcı gelmeyecek durumlar, kurgusal gerçekliklerin masalsı atmosferinde bizi rahatsız etmez. Bu gibi durumlarda karakterlerimiz “dilemma” dediğimiz ahlaki ikilemlerin içine düşer ve yaptıkları tercihlerle kişiliklerini ele verir.

Ana karakterimiz Deckard’ın artık geri dönmeyeceğini söylediği Blade Runner mesleğine dönmek zorunda kalması filmin gerçekliğinde polisin sahip olduğu sınırsız güçten kaynaklanır. Polisin kendinden istediği bir şeyi reddetmesi mümkün değildir ve Replicant’ları avlamak zorunda kalacağı bir maceraya atılır.

da block

3- Sanatçı politik ve sosyolojik görüşlerini ifade etmekte özgürdür

Luv: Müşterilerimizden birisi olduğunu görüyorum. Umarım ürünümüzden memnun kalmışsındır

K: O oldukça… gerçekçi. Teşekkürler.

Dünyamızda var olmadıkları için kurgusal gerçekliklerde yapılan sosyolojik ve politik eleştirilerin sanatçıları (çoğunlukla) zor durumda bırakmaması hem komik, hem de ironiktir. Sahte bir dünya üzerinden inşa edilen eleştirilerin öznesi bu dünyadaki sorumlular değilmiş gibi algılanır. Belki sorumlular bu durumun farkındadır, bunu eyleme götürmeyen pasif bir direniş olarak görür ve müdahale etmez; belki de bu çok katmanlı öykülerden bir sonuç çıkarabilecek düşünsel süreci gerçekleştirebilecek kapasiteleri yoktur. Bilinmez. Ama en nihayetinde fantazya slogan atmak ve dünyaya derdini anlatmak için sanatçıya gerekli zemini verir.

Nitekim devam filmi olarak çekilen Blade Runner 2049’ta da günümüz dünyasının içinde bulunduğu düzene kurduğu gelecek tasvirinin içinden oklar atarak hedefi tam on ikiden vuruyor. Joi karakterinin eril toplumumuzun zevklerini tatmin etmek için tasarlanan mastürbasyon araçlarından bir başkası olduğu çok aşikar. Hatta bundan daha fazlası olarak Joi bir marka. Logosuyla bize güven veren ve bizi bizden çok daha iyi tanıyan şirketlerin kullandığı yüzlerden sadece bir tanesi.

4- Görüntü ve sanat yönetmenliği güçlü bir ifade aracına dönüşür

Chew, ah bi’ görebilseydin senin gözlerinle gördüklerimi.

Yeni bir dünya, hikaye sınırları içerisinde sınırsız olasılık demektir. Özellikle ayakları yere basan hikayelerde daha net görülebileceği gibi bu kurmaca gerçeklikteki detaylar, kostüm tasarımları, atmosfer, renk paletleri ve setler hikayeyle birbirini hem tamamlayan hem de kendi başına var olan bir anlatım aracına dönüşür.

Blade Runner’ın var olduğu gerçeklik nahoş ve insana rahatsızlık veren bir gerçekliktir. Bu depresif atmosfer karakterlerimizin iç dünyasına yaptığı yolculuğu tamamlarken aynı zamanda da başka bir hikayeyi, dünyamızın geleceğini ve gerçeklerini anlatır.

İlginç bir deneyimmiş korku içinde yaşamak ha, ne dersin. İşte köle olmak da böyle bir şey.

Eğer hala bu kült yapımın büyüleyici dünyasına ve öyküsüne göz atmadıysanız, bence şimdi tam sırası.

Daha Fazla İçerik
Kadın yönetmenlerin kısa filmleri Kadıköy’de