Bir Raskol gelir ve bu kez cinayet işlemez

Geçen gece bir rüzgâr esti ki sorma, dedim ki yıkılacağım. Böyle kulaklarımdan girip çıkmıyor vücudumun hiçbir köşesinden. Seni korumaya çalışmak da zor yüreğimin ortasında öyle zamanlarda.

Geçen gece bir rüzgâr esti ki sorma, dedim ki yıkılacağım. Böyle kulaklarımdan girip çıkmıyor vücudumun hiçbir köşesinden. Seni korumaya çalışmak da zor yüreğimin ortasında öyle zamanlarda. Senden bana doğru esen sert rüzgârlarla mücadele edip seni, tanrıçayı korumak oldukça zor. Tahmin edemezsin. Yok, hayır, mümkün değil. Beni tanıdığını düşünüyorsun ya böyle zamanlar dâhilinde de, hayır, yine olmadı senin için. Belki en çok da bu yüzden sevmiyorsun ya beni. Ne yapayım, kadere inansan kader, aşka inansan aşk buluşturdu bizi diyeceğim. İnandığın kendinden başkası olmadığı için, ona da bir şey diyemiyorum. Söylüyorum ya ama geçen gece bir rüzgar esti, dedim gidiyor kalelerim. Kaybediyoruz oğlum dedim, yeniliyoruz. Son cephemize çekilmiş beklerken bu da neyin nesi dedik, yeniliyoruz. Şükür ki inandığım tek tanrılı tapınağıma, tuttu sanırım elimden. Böylesi zamanlarda elimden neden tutar bilmiyorum, sever mi cevap veremiyorum. Ki en çok da beni kahreden, odamı mateme boyayan, gönlümdeki renkleri karalara çeviren budur. Sever mi ki acaba diyorum, böyle ucu bucağı görülmez boşluklarda yankılanıyor sesim, hatta yankılanmıyor bile, o kadar büyük boşluk ki gezegenin neresidir bilinmez, ses çarpıp geri dahi gelmiyor.

Böylesi geceler uzundur ki yaşanmıyor. En son Raskolnikov yaşamış gibi geliyor bana böylesi acıyı. İçindeki kendi katili kalk demiş, kalk ayağa ve günah işle, siktiğimin gezegeni düzelmeyecek böyle giderse. Sus demiş Raskol, Rusya’nın soğuğunda nasırlaşmış elleriyle votkadan kızarmış yüzünü tutmuş, sus demiş. Vicdan ki bu en çok konuşandır bize, biz insanların olmak istediği güne gelene dek konuşmaya da hakkı vardır, açmış ağzını. Günahlar Raskol’un peşinde, Raskol kendisinin, aslında bir sıkıştırsa tenhada suç aleti olan ellerini, bir yakalasa kendi boynunu, soracak hesabını ya, olmuyor. Biz yazan insanlar masa başına oturunca sorarız kendimize, ne yazacaksın, ne yaşadın, derdin nedir. Saçlarımızı karıştırırız zor zamanlarda, Raskol’da o da yok tabi. Suç aletleri ne anlar yazmaktan. O sebeple masada kendini beceriyor Raskol, zevke getirip konuşturayım kendimi diyor, günahlarım balmumu olur da çıkar gider bedenimden. Ancak suç da meni gibidir, okşadıkça sürekli gelir, diyorum ya, cahildi Raskol, okşadıkça susmamış yine içindeki deli. Ki en büyük hikayeler de böyle zamanlarda yazılıyor. Suç aletleri Raskol’u yok edene kadar uğraşıyor, zevkle ölüveriyor Raskol. Zevkle, anlamazken, elleriyle gözlerini oyarken ölüveriyor. Bir “Dost”oyevski yetişiyor onun da yardımına, ünlü ediyor Raskol’u. Gel diyor yoldaş, kardeş, üstad… Her ne ise yani. Söyleyiveriyor kulağına o güzel cümleleri, ben seni severim diyor, ben seni seveceğim. Raskol o soğuk ruhunda canlanıp ısınmaya başlıyor, battaniyeye sarıyor “Dost” onu, böyle kahverengi, tüyleri bir günahkarı sarabilecek bir battaniye imajı veriyor ancak, başka lüks bir şeye ihtiyaç yok dedirtiveriyor görene. Dersin ki şimdi ben ne yapayım, bana bunu neden anlattın. Tut elimden, tüyleri yozlaşmış da olsa bir battaniye ver bana, içimdeki tüm kahraman olabilecek duyguları senin sevgin için kullanayım. Ben hiçbir zaman Raskol kadar ünlü olamayacağım karakter olarak, Dost kadar da güzel hikaye yazamayacağım belki, ancak benim de sarhoşluğum var, ki sarhoşluk da en çok yakışandır sana. İzin verirsen büyük oluruz, bir oluruz, sevda olur gezegeni sevdaya boyarız. Büyüttün beni, besledin, adam olmama katkı sağladın, varlığımı hatırlattın, önceliklerimi değiştirdin, aklımı kullanmayı öğrettin, duygularımı gerektiği yerde gerektiği kadar gereken insana harcamamı anlattın.

da block

Bir battaniye atsan üzerime çözeceğim her şeyi, seni daha önce ısıtmış olan battaniye olursa işim çok daha kolay olacak emin ol. Demem o ki, geçen öyle sert esti ki rüzgar, senin siluetinle dikildim karşısına. Senin hasretinle mücadele edebildim her şeyle. Yüreğimi parçalarken nasırlı eller, dur diyebildim, dur şimdi değil, daha sevecek çok yolum var benim. Anlattıklarımın yarısı kadar sevebilsem her rüzgarı dindirir, güneşi dikerim tepeye. Bir izin ver bana, ama böyle ne benim sözlerim eskiye benzesin, ne de senin izin vermelerin. Böyle rüzgar eserken tut en kırılgan dalımdan, bak gözlerime, dur de bana, gitme de değil, dur desen yeter bana. He diyeceksin ki ne olacak, sen söyleneni yap ne olur. Sözüm söz, denemelisin ve dememelisin hayır, o zaman güneşi istediğin köşeden doğurup, yıldızları tüm dünyayı kıskandıracak kadar güzel olan omuz başlarına indirebilirim.

 

Uzat elini, söktüm yüreğimi, kan bu sebeple, başka hikâye mümkün, başka biri olmam mümkün…

Daha Fazla İçerik
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden ilk online sempozyum: “Sanal Varda”