Otobüs, 1975, Tunç Okan

Bir dönemin yasaklıları: Otobüs

İki tip çoğunluğu kapsayan sinema izleyicisiyle (!) sık sık karşılaşırız. Birinci tip sinema izleyicisi, her zaman 2000 öncesi sinemadan uzak durduğunu belirtir; ikinci tip sinema izleyicisi ise Türk sinemasının kötülüğünden yakınır. Birinci tip için diyebilecek fazla bir şeyim maalesef yok. Belki de Netflix gibi basit tüketime dayalı popüler içeriklerin yarattığı yozlaşmış bir kültür. Ancak ikinci tip için; durumu onlar açısından haklı buluyorum. Çünkü yıllardan beri ana akım medyada Türk sinemasının güzel yanlarını göremiyoruz. Adeta kasıtlı olarak Türk Sineması ile aramıza bir mesafe koyulmaya çalışılıyor. Bu bahsettiğim Türk sinemasının başarılı filmlerini hiç bir televizyon kanalında veya başka bir ana akım medya platformunda göremiyoruz. Tunç Okan’ın yönettiği kadrosunda Bjorn Gedda, Tuncel Kurtiz, Aras Ören ve Oğuz Roylas‘ın da yer aldığı Otobüs (1975) de bu başarılı filmlerden bir tanesi.

Otobüs, 1974, Tunç Okan

Yıllar önce “Türk Sineması’nın Kıyıda Köşede Kalmış Başarılı Filmleri” benzeri başlıklı bir listede rastlayarak izlemiştim. Sinemanın şöyle bir etkisi vardır ki; dönem şartlarını ve sosyolojisini gözler önüne serer. Aynı edebiyatta olduğu gibi. Peki bu filmi izlediğimiz zaman neyi göreceğiz? Bir umut göreceğiz ve umudu izleyici olarak bizzat yaşayacağız. Bu “Otobüs”ün içerisinde kendimizi hissedeceğiz ve umudu da biz yaşayacağız; yeri geldiği zaman umutsuzluğu ve karamsarlığı da.

da block

Türkiye’den 9 kişi ile birlikte yolculuğa çıkacağız

Bu insanlardan birinin yerine kendinizi koymak size kalmış. Tanıdık yüz olarak Tuncel Kurtiz’i görebilirsiniz muhtemelen pek çoğunuz da kendisini onun yerine koyacaktır. Yolculuğumuz Türkiye’de başlayacak ve şoförümüz (aynı zamanda filmin yönetmeni) Tunç Okan’ın bağlı olduğu çetenin gümrük bağlantıları ile İsveç’te sonlanacak sonrasında ise yolcularla birlikte kendimizi bir bilinmezlik içinde bulacağız. Biliyorsunuz bu hikaye bizim hikayemiz.

Umudun sonu kurtuluş mu olacak yoksa çöküş mü? İzleyin ve görün.

Ayrıca değinmeden geçmeyelim bu film Tunç Okan’ın yönettiği ilk film. Siz de tahmin edersiniz ki ilk filmde bu başarıyı sağlamak pek kolay değil. İlk yönetmenlik deneyiminde başarılı olmak ve Türk sinemasının en başarılı filmlerinden birisini çekmek ayrıca yıllar geçse de dönem şartlarını biz günümüz gençlerine anlatabilmek gerçekten büyük başarı. Bu vesile ile Tunç Okan’ı yıllar sonra tekrar tebrik edelim.
Geçtiğimiz günlerde bir kez daha izlemek istedim, izledim ve ertesi gün sevindirici bir haber ile karşılaştım; film Beyoğlu Sineması’nda tek gösterimlik olarak vizyona girecekti. Hemen biletimi aldım ancak koronavirüs salgını dolayısıyla biletimi açığa aldım. Ay sonuna doğru Fellini filmleri gösterime girecekti ancak onlar da bildiğiniz gibi iptal oldu. Sonuç olarak ne Türk sinemasının dönem sosyolojisine ışık tutan bu mükemmel filmini ne de Fellini filmlerini sinemada izleyemedim.

Daha Fazla İçerik
Akutagava’nın Ormanda öyküsü ve postmodernizm