“Ben sana değil, resmine aşığım”

Filmi izleme ve filme dair düşünme sürecimden notlar

Sevmek Zamanı Metin Erksan’ın büyük zorluklarla çektiği 1965 tarihli filmi. Müşfik Kenter’in ve Sema Özcan’ın filmin merkezindeki iki karakteri canlandırdığı gönüllerde yer etmiş bir klasik. Sevmek Zamanı’nı izleyerek izlenimleri ve duygularımı belki bölük pörçük ama en nihayetinde filmin birçok noktasına dokunan notlar halinde yazıya döktüm.

Sevmek Zamanı’nı izlerken aldığım notlar (ve elbette spoiler)

-Giriş müziği etkileyici. Film bittikten sonra göz atmalıyım.

-Demek aşık olduğu o meşhur RESİM buymuş.

-Sema Özcan’ın karakterinin Müşfik Kenter’in karakterine eve gizlice girdiği için hiddetlenmemesi güzel. En azından klişe bir başlangıç değil.

-Müşfik Kenter’in karakteri: “Hırsız değilim”.

-Sema Özcan’ın karakterinin elindeki kitap Ovidius’un Ars Amatoria’sı, yani Sevişme Yolu adlı kitabı. Kitabın orada olmasının sebebi kitabın “aşk sanatı”na dair olması olabileceği gibi kitapta aşkın manevi tarafının ön plana çıkarılması da olabilir.

-Sema Özcan’ın karakterinin kitap elindeyken uzandığı ve duyguların içinde yüzdüğü sahne hem çekim hem de oyunculuğun müzikle olan harmonisi açısından etkileyici.

-Sahne geçişleri günümüz seyircisi için garip olsa da o zamanın sineması için sıkıntı teşkil ettiğini zannetmiyorum.

-Fotoğraf karesi gibi görüntüler.

-Müşfik Kenter’in karakterinin ismi Halil. Halil “Allah dostu” anlamına geliyor. Sema Özcan’ın karakterinin ismi Meral. Meral “dişi geyik” anlamına geliyor, aynı zamanda Anadolu’da ve tasavvufta yeri var. İsimler ve anlamları Metin Erksan’ın tasavvufi bir anlatıya yer vermiş olabileceğini gösteriyor. Allah dostu Halil’in geyiğe benzetilen sevgilinin yani Meral’ın suretine olan aşkı.

-”Bir resme nasıl aşık olunur?”

-Halil’in boyacı dostunun adı Mustafa. Aynı yoldan yürüyecek olursak karakterin tasavvufi anlamda temiz kalpli bir veli olduğunu tahmin edebiliriz.

-”Ben sana değil resmine aşığım”.

-Resme aşık olmak, resmin Halil’i hayal kırıklığına uğratmayacak olması, resimle Meral’ın farklı kişiler olması gibi kavramların işlendiği sahne şahane. Film duygu ve düşünce olarak çok güçlü başlıyor. Bu sahne isimlerin sembolik olarak tasavvufi şeyleri kastetme özelliği olsa da asıl hikayenin tasavvufi olmadığını düşündürüyor bana. Evet, surete aşık olmak tasavvufta çok sık rastladığımız bir şey, fakat burada daha çok bir görüntüye aşık olup onu kendi aradığın şeylerle ve kendi dünyanla özdeşleştirmek açısından anlatılmış.

– “Resmine değil de sana aşık olsaydım ne olacaktı, belki bir kere bile bakmayacaktın yüzüme”. Film bu dakikadan itibaren iki karakter arasındaki toplumsal sınıf farklılığına da değiniyor.

-Mizansenler yer yer oldukça sürreal. Filmin altında yatan fikir gibi.

-Bach dinleyen bir burjuva kızı Meral.

-”Ben derviş Mustafa, benden çok üstün arkadaşıma yakıştıramam bu hareketi.”

-İnanılmaz bir görsel anlatım, İstanbul’la el ele vermiş. O şiirsel anlatımın tam kalbinde Sema Özcan.

-Hikayeye Başar karakterinin katılmasıyla bir Yeşilçamvari aşk üçgeni.

-Halil o koca tabloyla bütün İstanbul’u mu dolaşıyor ne.  🙂

-Halil’in de artık Meral’a karşı hisler beslediğini hissediyoruz.

-Mustafa Halil’e Meral’in peşinden gitmezse kötü bir insan olacağı suçlamasını yöneltiyor. Hikaye burada surete aşık olma kavramından ve o sürreal fikirden uzaklaşmaya başlıyor.

-Başar’ın elindeki tüfek aklıma “Çehov’un silahı” prensibini getiriyor. O tüfek bir noktada patlayacak mı?

-”Gördüğün benim dünyam değil ben buraya eğlenmek için gelmedim.”

-Halil’in Başar’ın arkadaşları tarafından dövülmesi… Hikayenin büyüsü benim için bozulmaya başlıyor.

-Meral artık maddi kaygılarla dolu olan dünyasından kopmuştur, çıplak ayaklarla yollara düşerek duygu dünyasında kaybolabilmektedir.

da block

-Müzik kullanımı adeta bitmek bilmiyor, yer yer rahatsız edici. Ama yer yer.

-Meral’in babası, hem bir kız babası hem de zengin bir baba olarak alışılagelmişin dışında bir profil çiziyor. Bu fazlasıyla bilinçli bir tercih, film burada ben bu klişeyi tercih etmiyorum diye bağırıyor adeta. Ama en nihayetinde yine sınıfsal farklılıklar giriyor araya.

-Başar’ın Halil’e olan öfkesi devam ediyor.

-Şiirsel görsel anlatım devam ediyor, kesinlikle çağının çok ötesinde.

-Hikayenin Meral’ın Başar’la evlenmesine evrilmesiyle artık hikayeye olan ilgimi yitiriyorum.

-Kameranın önünde sadece Meral’le Başar’ın olduğu ve düğündeki diğer insanların sadece bir gölge olarak yansıtıldığı sahne çok hoş. Bu sahnenin yetersizliklerden dolayı böyle çekildiğini düşünüyorum.

-Kocaman bir tablo ve kocaman biraz da ürkütücü bir oyuncak mankeniyle kayığa binen Halil. Yine gerçeküstü ve belki “creepy” bir atmosfer. Adeta o surete ve gelinlikler içindeki o mankene tutunarak acısını bastırmaya çabalayan bir karakter.

-Meral düğünü terk edip Halil’e döner. Kayıkta tabloyu ve mankeni atarak yerine kendisi geçer. Böylece Halil artık bu aşkı kabullenmiş olur. Dünyalarının bir olabileceğini ve de.

-Başar gelir ve böylece tüfek de. O tüfek patlayacak.

-Başar’ın ateş etmesinden sonra kayığa yakın çekim yapılmaz ama aşkı bulduktan tam sonra öldüklerini kabul edebiliriz.

-Kayık=Hades ve ölüm

Filmi izledikten hemen sonraki düşüncelerim

-İnanılmaz bir görsellik vardı ama senaryo umduğumdan ve beklediğimden çok daha zayıf bir yere evrildi.

-Filmin başındaki fikre aşık oldum, yalnız görünüyor ki film o fikri zaten benim tuttuğum yerden almamıştı.

-Resme aşık olmak fikrini ben surete aşık olup, o sureti hayallerimizle ve beklentilerimizle doldurmak gibi algılamıştım. Gerçeğin yerine kendi gerçekliğimizi koyarak kendi gerçeğimize aşık olmak gibi.

-Yalnız filmin gidişatı bana bu fikrin dahi en başından sınıf farklılıklarına dair olduğunu hissettiriyor. Halil’in bu resim benim dünyama ait demesi Meral’a sen benim dünyama ait değilsin demesi gibi sanki. Evet, bir parça bana hissettirdiğini de taşıyor bu fikir, ama filmin gidişatı senaryoyu ne bunun üzerine ne de tasavvufi bir anlatının üzerine inşa etmeyi tercih etmeyip sınıfsal farklılıkların ve bir aşk üçgeninin desteğini tercih ettiği için asıl önemli olan kısım da dünyalarının farklı olması oluyor.

-Yani Halil’in resmi tercih etmesinin en büyük nedeni resmin onu dünyaları farklı olduğu için reddetmeyecek olması.

Film sonrası araştırmalarımla olgunlaşan düşüncelerim

-Film çok büyük yetersizliklerle ve imkansızlıklarla çekilmiş. Bu düğün sahnesindeki ekstra yaratıcılığı da açıklıyor ve Metin Erksan’a olan saygımı kesinlikle arttırıyor.

-Müziklerle ilgili çok bir bilgi edinemedim.

-Film genellikle çok beğenilmiş. Görsel anlatımın hakkının verildiğini görüyorum. Senaryo ise izleyiciler tarafından çok detaylı irdelenmemiş. Hikaye genellikle filmin başındaki resme aşık olmak üzerinden hatırlanıyor ve anlamlandırılıyor.

– Filmi izlememin üzerinden bir süre geçmesinin ardından hikayenin çok şey vaat ederek başladığına ve klişe bir aşk hikayesine dönüştüğüne dair olan hislerim kuvvetleniyor.

-Filme geçmişte Türkiye ve dünya basınında sınıf farklılıkları üzerinden bir hikaye anlatması üzerinden önem verildiğini görüyorum.

-O zamandan beri sınıf farklılıkları üzerinden anlatılan birçok ve etkileyici hikaye izlediğimiz için filmin konumlandığı bu nokta bana çok güçlü duygular hissettirmiyor.

-En nihayetinde Sevmek Zamanı’nı yaklaşık altmış sene sonra izleyen bir seyirci olarak filmin görsel dilini çok sevdiğimi; bazı fikirler bakımından etkilendiğimi, oyunculukları mizansen perspektifinden başarılı bulduğumu, senaryo olarak da tatmin olmadığımı söyleyebilirim.

-Tabii ki benim bu filme dair görüşlerimin hiçbirisi Metin Erksan’ın değerli sanatçı kişiliğine ve Mülkiyet üçlemesi gibi Türkiye ve Dünya sineması tarihinde iz bırakmış eserlerine yönelik olumsuz bir görüşe gebe değil.

İnsanların gerçekten aşık olamayacaklarını sanırdım. Senin, resmime olan tutkun bütün inançlarımı yıktı. Ben de sana aşık oldum.

 

Daha Fazla İçerik
MTV Unplugged Evde serisini başlatıyor