Jude Law, Dickie Greenleaf rolünde

Bazen kötüler de kazanır

Filmlerin tatmin edici sonlarından olan iyiler kazanır kötüler kaybeder algısı tabiki de her film için geçerli değil. Bunlardan biri de 1999 yapımı The Talented Mr. Ripley (Yetenekli Bay Ripley).

Gwyneth Paltrow, Marge Sherwood rolünde, Jude Law, Dickie Greenleaf rolünde

Anthony Minghella tarafından yazılıp yönetilen psikolojik gerilim türündeki film, Patricia Highsmith’in 1955’te yazmış olduğu aynı adlı romanından uyarlamadır. Tom Ripley’in (Matt Damon) kedi-fare oyununa dönen bu hikayesi ilk başlarda masumane bir havada şekillenir. Tom, New York’ta geçimini partilerde piano çalarak sağlamaktayken bir gün, bir partide ödünç almış olduğu Princeton (New Jersey’de yer alan ünlü bir özel üniversite) ceketi onun hayatını tamamen değiştirir. Partide piano çalarken, dönemin ünlü ve varlıklı iş adamı Herbert Greenleaf (James Rebhorn), Tom’un üstündeki cekete dikkat eder. Herbert, ceket sebebi ile Tom’u oğlu Dickie Greenleaf’in (Jude Law) arkadaşı zanneder ve Tom ile muhabbet içine girer. İlk yalan burada baş gösterir. Tom, Princeton’da okumadığını inkâr etmez. Herbert’in ilk görüşte tanıdığı bu delinkanlığa Dickie’nin haylaz ve tembel olduğunu, İtalya’da gününü gün etmesini anlatması biraz absürt kaçmış olsa da Tom’dan Dickie’yi İtalya’dan alıp New York’a geri götürmesini ister. Tüm bu konuşmanın içinde Tom bir diğer yeteneği olan gözlem yeteneğini konuşturuyordur ve Herbert’in her hareketini analiz edip beynine kazır.

Matt Damon, Tom Ripley rolünde, Jude Law, Dickie Greenleaf rolünde

Tom, İtalyaya vardığında şans eseri Dickie ve onun kız arkadaşı Marge Sherwood (Gwyneth Platrow) ile karşılaşır. Dickie’nin karşısına çıkıp birbirlerini önceden tanıdıklarını söyler. Dickie, tanımadığını söylese de Tom inanılmaz yalan kalibiyeti ile kendini Dickie ve Marge’a sevdirir. Burada asıl mesele Tom’un yalana kendisini inandırmasından kaynaklanıyor. Dickie’ye göstermek istediği karaktere o kadar bürünüyor ki, büründüğü bu yabancı kişiliğin kötü yönüne bürünüyor.

Dickie ve Marge ile geçirdiği günler Tom’u kültürel anlamda değiştiriyor ve kaliteli bir konuma sürüklüyor. Dickie’nin arkadaşlığı Tom’a dünyada sadece o varmış hissi veriyor. Bu odakta olma hissi Tom’un çeşitli duygularını ön plana çıkarıyor ve Dickie’nin her hareketini hayranlık duyarak takip ediyor, analiz ediyor. Dickie zamanla Tom’un yalanlarını yakalasa da hiç çaktırmıyor.

Gwyneth Paltrow, Marge Sherwood rolünde, Jude Law, Dickie Greenleaf rolünde, Matt Damon, Tom Ripley rolünde

Dickie’nin yakın arkadaşı Freddie Miles (Philip Seymour) gelince işler tersine dönüyor ve Tom odaktan birden düşüyor. Bu ani düşüş şok etkisi yaratsa da Tom’un öfkesi ve kıskançlığı sessizliğinin içinde birikiyor. Marge’ı kıskanmak bir yana Freddie’yi kıskanmak ve Dickie’ye öfke ile karışık hayranlık duyması bu ikili karakterin içindeki kötülüğü günden güne ateşliyor.

da block

Dickie’nin yaşadığı travmatik bir olay ve Freddie’nin gidişi ile Dickie arkadaşına moral gezisi ayarlıyor. Sanmero’ya kısa bir tatil için tekne kiraladıktan sonra teknede, Dickie, Ripley’e bağımlılığı ve varlığı konusundaki rahatsızlığını söylemesinden sonra çıkan tartışma Dickie’nin ölümü ile biter. Tom cesedi saklayıp, Yalan serüveninin üst noktalarına ulaşmaya başlar. Marge’a Dickie’nin onu terk edip Roma’ya gittiğini söyledikten sonra, Tom Roma’ya doğru yol alır. Her gittiği yerde kendini Dickie diye tanıtır. Üstün taklit yeteneği ile Dickie’nin imzasını ve konuşma tarzını benimser, lüks içinde günlerini geçirir. Dickie adına tuttuğu pahalı apartman dairesinde beklenmeyen bir misafir gelir. Freddie.

Freddie apartmanın Dickie’nin zevkine göre döşenmediğini anlar. Köşeye sıkışan Ripley onu da öldürür.Polis ve Tom’un bu kedi-fare oyunu bir süre devam eder. Tom’un İtalyaya ilk vardığı sıralar tanışmış ve kendini Dickie olarak tanıtmış olduğu varlıklı bir ailenin kızı olan Meredith Logue (Cate Blanchett) Marge’ın arkadaşı Peter ile tanışıklığı sebebiyle bir karışıklığa yol açar ve Marge Ripley’den şüphelenir. Tom onu da öldürme girişiminde bulunacaktı ki şans eseri kurtulur. Herbert’ın da Roma’ya gelişi ile Ripley’in Dickie adına yazdığı sahte intihat mektubu polisin odak noktası olur. Harbert, Marge’ın tüm şüphelerine rağmen Tom’a inanmaktadır ve bu olayı kapatır New York’a döner.

Son sahnede ise Tom’un çoklu kişiliğinin daha da ortaya çıktığını görürürüz. Peter ile çıktığı gemi seyehatinde tekrar Meredith ile karşılaşır. Duygusal adı altında yaşanan ilginç bir durum sonrası Peter’ın odasına döner ve Peter’ı boğar.

Birbiri ardına devam eden bu cinayetler Tom Ripley’in gizemli kişiliğinin yanında ki yetenekleri ile devam eder. Tom’u bu kadar hırçın ve vahşi hale büründüren şey, Dickie’nin ilgisinin bu kadar çabuk gidip onu aşağılaması mıydı yoksa Tom’un bu cinsel saplantısının büyüyüp, Dickie’nin sevgisi için büründüğü karakter ile birlikte bambaşka bir kişiliğe bürünmesi miydi? Yetenekli Bay Ripley, bu çoklu kişilik bozukluğu ve obsesiflik ile dolu karakterini, yetenekleri ile destekleyip bu korkunç macerayı atlatabilmişti. Kötüler de kazanırdı. Ama her yalan kaybetmeye mahkumdu.

Daha Fazla İçerik
Evde İş Sanat’la 23 Nisan kutlaması