Alev Almış Bir Geç Kızın Portresi

Bir Queer Film (5)

Alev Almış Bir Geç Kızın Portresi filmi üzerine yazarken olay örgüsü üzerinden filmin queer çözülümünü yapmanın daha iyi bir yol olacağını düşündüm. Filmdeki sahneleri beraber yapı-sökümüne uğratalım. Film resim atölyesinde bir öğrencinin stoktaki tablolardan birini çıkarması ile perdeye düşüyor filmin ilk ışıkları. Ressamın resmi görmesi ile atölyeden ayrılıp bir sandalı görüyoruz beyaz perdede. Marianne (Noémie Merlant) sandalda denizin ortasında bizi karşılıyor. Erkeklerle dolu sandaldan denize düşen ahşap resim kutusunu kendisi denize atlayarak alıyor. Filmin ilk dakikalarından yönetmen Céline Sciamma bize film boyunca güçlü bir karakterle beraber olduğumuzun ilk mesajını veriyor. Marianne, üç hafta önce kız kardeşi intihar ettiği için manastırdan annesinin yanına dönen Heloise’nin (Adèle Haenel) malikanesine geliyor. Heloise’nin  yaşadığı ada ile paralel olarak da film dingin bir şiirsellikle geçiyor. İzleyicinin merakını bu sakinliğin içinde diri tutmak ise yönetmenin ustalığı.

Heloise kız kardeşinin yerine Milano’daki bir asilzade ile evlendirilmek istenmektedir. Ve düğün öncesi Milano’ya bir portresinin gönderilmesi gerekmektedir. Bir önceki ressam başarısız olduğu için yerine Mariane görevlendirilir. Mariane, Heloise’ye yürüme arkadaşı olarak tanıştırılır. Mariane kadın ressam olmanın anlamını devamında erkek modellerle çalışmasının yasak olduğu için anatomik çizimlere tam hakim olamadığı ve bu durumun iyi ressam olmasını engellediğini söyleyerek anlatıyor. Mariane’nin gizli gizli erkek modellerle çalışıp nü çalışmalar yapması ise toplumsal cinsiyet kalıplarına uymayan bir karakter imajını inşasının bir parçası. Mariane sergiye giden resimlerini ressam olan babasının adıyla imzalamak zorunda kaldığını anlatıyor filmin sonuna doğru. İyi bir ressam olmasına rağmen toplumda kabul görmesi için bir erkekten referansla hareket etmek zorunda olduğu gerçeğini görmemizi istiyor yönetmen Céline Sciamma. Ayrıca evlenmeden önce kadının erkeğin beğenisine sunulması amacıyla portresinin gönderiliyor olması da hem feminist hem queer perspektiften eleştiri konusu edilebilir bir durum. Filmde izleyiciye sunulan toplumsal durumlardan biri de Heloise’nin ölen kız kardeşi yerine evlendirilmek istenmesi. Kadının  varlığını reddeden bir uygulama olduğunu söylemek işten bile değil.

Marianne yürüyüşlerde Heloise’nin yüz hatlarını inceliyor ve gizlice eskizler çıkarıyor. Heloise bu bakışları hissetse de memnun görünüyor. Bu yürüyüşlerden birinde evlenmek üzerine konuşurlarken Marianne’nin evlenmek istemediğini ve zorunda olmadığını söylemesi evlilik kurumuna karşı queer bir tutum takındığının kanıtı. Heloise ise evlenmek istememesini “Özgür olmak yalnız olmak mıdır?” sorusu ile anlamlandırmaya çalışıyor.

Marianne ressam olduğunu söylediğinde bakışların kendisi için değil portresi için olduğunu anlayan Heloise büyük bir hayal kırıklığına uğruyor. Portresinin bittiğini isterse görebileceğini öğrendiğinde ise film için bir kırılma sahnesini izliyoruz. Heloise portresine bakarak kendisine benzemediğini söyledikten sonra resmin Mariane’yi de yansıtmadığını söylüyor. Yaptığı portre ile baş başa kalan Marianne yabancılaştığı eserini bir bezle mahvediyor. Heloise’nin annesi portrenin bu halini görmesiyle Mariane’yi kovuyor. Bu olay üzerine Heloise poz vermeyi kabul ediyor. Heloise’nin annesi birkaç günlüğüne evden ayrılacağını ve dönüşte her şeyin hazır olmasını emrediyor. Evde otoritenin gitmesiyle birlikte izleyici başka bir atmosferle baş başa kalıyor.

da block

Heloise ile Mariane’nin birlikte geçirdikleri günleri hizmetçinin (Luàna Bajrami) hamile olduğunu öğrenmeleri ile bir amaçla birleşiyor. Hizmetçinin düşük yapması için çeşitli koca karı ilaçları ve yöntemleri deniyorlar üçlü. Bu durum kadının sahip olduğu doğuma ilişkin bilgilere bir gönderme. Tarihte doğum ile ilgili bilgileri nedeniyle cadılıkla suçlanan kadınların hatırasına bir hatırlatma. Filmin feminist ve queer okumasının yapılabilmesini sağlayan en güzel kapılardan birisi de burası aynı zamanda. Düşük öncesi sadece kadınların gittiği ve birlikte şarkılar söyledikleri sahne filmin zirve anlarından biri. Kadınların hep bir ağızdan şarkı söylediği sahne ise filmin en sesli ve duyulası anını oluşturuyor. Sadece kadınların gittiği ayinde Heloise’nin eteği tutuşuyor ve filmden sonra hafızalarda yer edecek o görüntü izleyiciyle buluşuyor.  Bu ayinde anlaştıkları kadının evine giderek hizmetçinin gebeliği sonlandrılıyor. Ve aynı akşam Heloise’nin isteğiyle bu an tablolaştırılıyor.

Portrenin bitmesi ve Heloise’nin annesini dönüşü ile hikayenin sonuna geldiğimizi anlıyoruz. Mariane ile Heloise’nin birlikteliklerinin son gecesi Mariane Heloise’ye hediye ettiği kitaba kendisini resmediyor. Yıllar sonra Mariane resmettiği sayfanın numarasının göründüğü bir Heloise tablosu ile karşılaşması romantik bir tesadüf oluyor. Mariane’nin halüsinasyon olarak gördüğü Heloise’nin gelinlikli hali gerçek oluyor ve Heloise’yi gelinlikle görüyor.

İlk tanıştıkları zaman Mariane İtalya’yı anlatırken operalardan bahseder. Sadece kilise orgunu dinlemiş olan Heloise’ye çok sesli müzik ilginç gelir ve Mariane odada piyanodan Vivaldi’nin Dört Mevsim konçertosundan kısa bir bölüm çalar. Son sahnede ise izleyiciye eski bir hikaye ile veda etmek isteyen yönetmen Céline Sciamma filmin kahramanlarını bir operada buluşturuyor. Mariane’nin Heloise’ye bakarak oynadığı o sözsüz oyunculuğu ise büyüleyici olarak tanımlansa bile haksızlık edilmiş olur. Sakin ve düşük seste akan hikaye tüm duyguların yüzeye çıktığı son sahnesinde Vivaldi’nin Dört Mevsim konçertosundan Kış bölümü eşliğinde oyunculuğun en güzel örneğiyle izleyiciye veda ediyor. Sinemada kadın görünürlüğünün en önemli eserlerinden olan ve Cannes’de Queer Palmiye ödülü almış olan Alev Almış Bir Genç Kızın Portre ile tanışmanız dileğiyle.

Daha Fazla İçerik
Türkiye’de Nuri Bilge Ceylan Sineması