José Mauro de Vasconcelos

Acıyla tanışmak ve yaşamak

José Mauro de Vasconcelos’un kaleme aldığı, Brezilya’da yoksulluk, mutsuzluk ve çaresizlik içinde büyüyen küçük bir çocuğun hikayesi, Şeker Portakalı

Jose Mauro De Vasconcelos
Şeker Portakalı

Eserin yazarı Vasconcelos, Brezilya’da yoksul bir kasaba olan Bangu’da doğdu. Yarı Portekizli, yarı Kızılderili olmasıyla iki kültür de onun üzerinde iz bıraktı. Vasconcelos, yoksul bir ailenin çocuğuydu. Hayatında türlü tecrübeler edinmiş ve bence yaşadığı tecrübeler kaleminin kuvvetinin en büyük anahtarı. Bu tecrübeleri eserlerinde anlatan ve size de yaşatan bir yazar. Dolayısıyla dünya edebiyatında önemli bir yere sahip. Romanlarında da bu zorlu yaşam koşullarını ve fakirliği yansıtmış.

Vasconcelos’un eseri Şeker Portakalı (1968), Zezé’nin maceralarını anlatan üçlemenin ilk kitabı. Okurlar tarafından oldukça ilgi gören bu eser 16 dile çevrilmiştir.

Eseri yazmam 12 gün sürdü ama onu 20 yıldan fazladır taşıdım yüreğimde.

– José Mauro de Vasconcelos

Günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü

Bir çocuk düşünün, ailesinden sevgi görmeyen, yoksulluk içinde büyüyen bir çocuk. Bu çocuk, bize asıl fakirliğin yürekte olduğunu anlatan Zezé’nin ta kendisi. Zezé, o zayıf bedenine aldırmadan çalışan beyni ve tertemiz kalbiyle hayatı tanımaya çalışıyor ve bize de bu süreci kendi gördüğü gibi anlatıyor.

Yazar, o kadar güzel bir üslup ve yazı dili kullanmış ki eseri hem çok akıcı hem de bizi Zezé’nin gözünden bir maceraya sürüklüyor. Zezé, biz oluyoruz ve onun yaşadığı olayları, hissettiği duyguları hissedebiliyoruz. Ayrıca Zezé’nin acıyı tanıma sürecine de şahit oluyoruz. Kendisi de acıyı şöyle tanımlıyor:

 

(…) Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi.

 

da block

Hayat, maalesef herkese karşı aynı merhameti göstermeyebiliyor. Zezé’de bu merhameti göremeyen nice çocuktan sadece biri. Ailesi tarafından ‘’ İçine şeytan girmiş ‘’ olarak tanımlanan bir çocuğun sevgiye ihtiyaç duymaması mümkün mü? Öyle ki kendisi de Tanrı’nın kendisini sevmediğini düşünerek üzülüyor ve kendini ona sevdirmeye çalışıyor. Kendini lanetli olarak tanımlıyor. Halbuki çok merak ettiği için insanlar onu garipsiyor. Toplum, şüpheci bir yaklaşımı benimseyen vatandaşları dışlar. Onları ikna etmektense dışlamayı ve toplumdan ayrı görmeyi tercih eder.

Yaşı her ne kadar küçük olursa olsun, bu çocuktan öğreneceğimiz çok şey var. Henüz beş yaşında olan yaşı sadece bir sayıdan ibaret. Yaşadıkları onu öylesine büyütmüş ki 50 yaşındaki bir insandan ne kadar şey öğrenebilirseniz küçük Zezé’den de o kadar şey öğrenebilirsiniz. Onun hayal gücünü ve bakış açısını kendinize öğretebilirseniz ve onu hayatınızda kullanabilirseniz ne mutlu size!

Yazımı eserin çok hoşuma giden bir bölümüyle bitirmek istiyorum:

(…) Öldürmek, Buck Jones’un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! Hayır. Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek… Ve bir gün büsbütün ölecek.

Daha Fazla İçerik
BASE’i 20.000’e yakın sanatsever ziyaret etti