100 gecs: kaotik sevimlilik ve musical shitpost

100 gecs, kendi ifadeleriyle “çok iyi” ve “müzik” gibi sıfatlarla tanımlanırken, pek çok insan tarafından da, “Bunu ciddi ciddi dinleyen var mı?” gibi sorularla anılıyor.

Ekrandan taşan müzik

Mayıs 2019’da yayınlanan ilk albümü 1000 gecs ile büyük ilgi toplayan, anında sıkı bir hayran kitlesi oluşturan 100 gecs, Laura Les ve Dylan Brady’den oluşan bir pop ikilisi. ‘Deneysel pop’ olarak tanımlanmaya çalışılan grubun müziğini tanımlamak oldukça zor. Bunun sebebi grubun, türleri ve tanımları aşan bir müzik yapması değil, tam tersine, türleri ve tanımları, kollarının uzanabilir gözüktüğünden daha geniş biçimde kucaklaması.

Kolların genişliği grubun hit şarkısı money machine’de de önemli yer kaplıyor. Laura Les, “Aw, look at those arms / Your arms look so fucking cute / They look lil’ cigarettes / I bet I could smoke you” diyerek görünmez bir muhataba, tehditkar olmak bir yana sempatik bir biçimde, autotune içine gömülmüş ve tizleştirilmiş vokaliyle saydırıyor. Grubun liriklerindeki bu pasif agresif çıkışlar, öfkeli bir yazışmada, bir postun altında gelişen bir kavgada söylenecek kadar anlık, hazırlıksız ve bir o kadar zararsız online duyguların şapşal birer yansıması gibi.

Dylan Brady (26) ve Laura Les (25)’in müziği internette geçirilen zaman kadar rastgele, kimi zaman anlaşılmaz ve müthiş değişken. Ancak grup, şarkı sözlerini dijital göçmenlerin eleştirel ve yabancı bakışıyla değil, internetle iç içe yaşayanların, müziğini SoundCloud toplulukları ile paylaşıp online olanların ve bizzat kendi deneyimlerinin gözlüğünden yazıyor. Şarkılarında, internet çağıyla ilişkilendirdikleri büyük ve önemli birtakım insanlık durumlarından bahsetmiyor grup. Rutin internet kullanımıyla çevrili gündelik hayatın endişe, takıntı, sevgi ve can sıkıntılarından söz açıyor, online üslubu dışarıdan değil içeriden bir bakışla kullanıyor.

İnternetin kendi imla geleneğiyle çoğu şarkısının başlığı büyük harf barındırmayan grup, ringtone şarkısında kişiye özel zil sesinin bir ilişkinin zirve ve dip noktalarında nasıl farklı hislere yol açtığından bahsedip, “I’ve got a little crush or somethin’ /  Maybe I’m just drunk as fuck / I customize my ringtone / But it’s always you / It’s always you” online tecrübenin ilişkilerdeki ayrılmaz yerini anlatıyor: “Used to love that ringtone when you called me / Now it makes me sick” Grup hiçbir zaman internet öncesi bir zamana ve internetin ‘zararlı’ etkilerine gönderme yapmak gibi gerici bir tavır almıyor, tamamiyle içeriden, tamamiyle anektodal bir üslupla tecrübelerini aktarıyor. Ancak bunu, gündelik hayatın ayrıntılarına odaklanan pek çok müzisyen gibi sade ve gösterişsiz bir müzikle değil, tam tersi yönde maximalist, pek çok türün harmanlandığı kaotik, ama her zaman yolunu bulan bir biçimde, bir ekrana saatlerce bakmanın haz yoğunluğu ve veri yorgunluğunu hatırlatacak şekilde yapıyor.

Temmuz 2020’de yayınlanan remix albümü 1000 gecs and The Tree of Clues’da gruba Charli XCX, Kero Kero Bonito, A.G. Cooks, Lil West, Fall Out Boy, Hannah Diamond ve Dorian Electra gibi isimler eşlik ediyor. Kaosun vites arttırdığı albümün ismindeki “The Tree of Clues”, orijinal albümün kapağındaki, bugün hayranlar tarafından sıklıkla ziyaret edilen ağaçtan geliyor. Charli XCX, A.G. Cooks ve Kero Kero Bonito gibi isimlerle beraber online bir Minecraft konseri veren grubun görsel estetiği de internetten fazlasıyla besleniyor. Öyle ki, stupid horse için üretilen fan yapımı bir animasyon müzik videosunun yanında, grubun ilgiyi üzerine ilk topladığı şarkı olan money machine’in trap parodisi tadındaki müzik videosu ve 800 db cloud klibindeki bir clickbait videosunu andıran thumbnail de grubun görsel estetiğinin de müziği kadar internet kültüründen ayrılmaz olduğunu gösteriyor.

 

İlk EP ve 1000 gecs

Grubun hikayesi, Dylan Brady ve Laura Les’in, 2012’de bir ev partisinde tanışmalarıyla başlıyor. Brady’nin müziğinden etkilenen Les, akustik mühendislik alanında üniversite eğitimi için Chicago’ya gidince ikili hemen çalışma fırsatı bulamıyor. 2015’te tekrar bir araya gelen ikili, nereye varacaklarını bilmedikleri bir proje olarak 100 gecs adı altında grubun adını taşıyan ilk EP’lerini hazırlayıp, 2016 yılında yayınlıyor. Grubun bubblegum bass ve hyperpop gibi isimlerle adlandırılan, pop müziğin en şaşaalı ve feminen unsurlarıyla EDM’in enerjik ritim ve melodilerinin ekstrem bir noktaya kadar abartıldığı gürültülü tarzı, bu ilk EP’de duyulsa da, ilk albüm 1000 gecs’in türler arası geçişliliği, kaotik sevimliliği ve akılda kalıcı melodileri henüz tüm gücüyle gün yüzüne çıkmıyor.

Birlikte ilk projelerinden sonra kendi işlerine devam eden ikili, 2019’da tekrar güçlerini birleştirerek bir albüm yapmaya girişiyor. Ancak bu kez bir arada değil, Brady Los Angeles’ta, Les Chicago’da ikamet ederken, Logic Pro’da yaptıkları çalışmaları birbirlerine yollayarak, ekleyip çıkarıp birleştirerek şarkıları bir bir inşa ediyorlar. Kağıt üstünde dağınık bir fikir çorbası gibi duracak birçok esinlenme, Brady’nin glitch ve distortion dolu acı prodüksiyonları arasından sıyrılan Les’in şeker gibi tatlı melodileri ve vokaliyle, tuhaf bir uyum içinde, 2-3 dakikalık kısa şarkılar halinde bir araya geliyor ve on şarkılık 1000 gecs, Mayıs 2019’da büyük ve beklenmedik bir ilginin sahibi olmak üzere yayınlanıyor.

 

2000’ler nostaljisi ve 1001 yüzlü sound

100 gecs müziğinin en belirgin özellikleri aslında hiç duyulmamış bir tarzın ürünü değil. Pek çoğu PC Music adlı müzik şirketi altında işlerini yayınlayan bir çok müzisyen, pop müziğin en akılda kalıcı unsurlarını, kulak tırmalayıcı noktaya varan distortion efektli endüstriyel bir sound ve efektlerle manipüle edilmiş vokaller ile sunuyor. SOPHIE, Charli XCX, Dorian Electra ve Kero Kero Bonito gibi müzisyenlerin parçası olarak görüldüğü akım, her bir müzisyenin kendi tarzını oluşturmasıyla yepyeni bir müzik deneyimi sunuyor.

100 gecs, tüm bu tarz içinde dahi oldukça eşsiz bir yere sahip. Grup yalnızca ucuz ve sevimli pop soundundan esinlenmekle kalmıyor, yavaş yavaş ortaya çıkan bir 2000’ler nostaljisinin de ilk örneklerini sunuyor. Günümüzden yeterince uzaklaştığı için 80’ler ve 90’lar estetiğinin nostaljisi yapılabilirken, son birkaç yıla kadar tazeliği sebebiyle modası geçmiş, gülünç ve low brow görülen 2000’lerin kendi nostaljik mitolojisini oluşturmaya başladığı günümüzde 100 gecs, bu nostaljinin müzikteki en güçlü yansımalarından biri. 2000’ler nostaljisinin yanında, hızla moda olup hızla gözden düşen 2010’lar başları akımlarının da ziyaret edilmesiyle zenginleşiyor 100 gecs müziği.

10 şarkıdan oluşan 1000 gecs yalnızca 23 dakika uzunluğunda. Her şarkı yaklaşık 2-3 dakikadan oluşsa da grup, bu 23 dakikanın içine pop punk, dubstep, hip-hop, trap, ska, emo, Europop, death metal, indie pop, trance gibi bir çok türü doymayan ve sakin kalamayan bir iştahla sığdırıyor. Üstelik tüm bu türleri sırayla da değil, çoğunlukla tek şarkının içinde harmanlıyor. Şarkıların neredeyse hiçbirinin baştan sona süren tek bir ritmi, tekdüze bir akışı yok. Les’in bir at yarışı bahsinde tüm parasını kaybettikten sonra atla beraber kaçışını anlattığı stupid horse’un ska ritmi, şarkının yarısında giren pop punk riff ile kesiliyor, eskisinden de daha heyecanlı, adeta atın koşar adımlarını taklit eden bir ritimle devam ediyor. Emo vokalleriyle duygusal ve gürültülü bir şarkı olan 800 db cloud, distortion içinde kaybolmuş ağır gitarlı melankolisinin ardından, scream vokalli 45 saniyelik bir death metal outro ile sonlanıyor.

Bir müzik yazılımındaki ses şablonların rastgele kaydedilmesinden ibaret olan, albümün en deneysel parçası I Need Help Immediately’nin anlaşılmaz biçimde çekici karmaşasının bir benzerine, gecgecgec parçasının ilk yarısında da rastlanıyor. Ancak bu kez, ikinci yarısında Laura Les’in “You can call on me / Anytime / And I’m running home to you / Please remember / Baby I’m not stronger than you” şeklinde aşkına seslendiği, dinleyiciyle söylenmek için yazılmış izlenimi veren dokunaklı ve melodramatik bir ballad haline geliyor şarkı. Grubun en büyük hiti ve “musical shitpost” yakıştırmalarının da muhatabı money machine, “piss baby” ifadesini internet argosuna zahmetsizce katıyor.

Dinleyici, albümden rastgele bir şarkı dinlemek istediğinde, şarkıların kısacık sürelerindeki enerji yüklemesinin tadı damağında kalıyor, daha fazlasını arzuluyor. Bu sayede her bir şarkı, tüm albüme geçiş için bir bahane oluyor. 23 dakikalık albüm, bir ısırıktan sonra gerisi yenmeden durulamayan bir çikolata, ya da tek bir gönderiye bakmak için açılıp saatler geçirilen bir sosyal medya seansını andırıyor. Her bir şarkı, çeşitli uyarıcıların tetiklediği enerji patlamalarına yol açtığından, dibine kadar tüketilmeden pençesinden kurtulmanın mümkün olmadığı bir haz yolculuğuna dönüşüyor.

da block

 

Meme kültürü ve yeni bağlamlar

1000 gecs, grubun tarzının çözüldüğü sanılan anda dinleyeni şaşırtan, pek çok zaman gülümseten hızlı, kısa ve yoğun bir yolculuk. Grubun müziğinin gülümsetmesi, grubun estetiğinde önemli bir yere sahip. İlk dinleyişte bir parodi havası uyandıran tüm bu tarz karmaşası, aslında bir alaydan çok bir sahiplenme ve samimi bir nostaljinin ürünü olarak doğuyor. Meme kültürünün sanat ve 100 gecs özelinde müzik üzerindeki etkilerinin oldukça net görülebileceği bir estetiğe sahip grup.

Bir meme şablonu farklı içeriklerle, farklı bağlamlarda yeniden üretilir ve şablonun temel yapısının bile dönüştürülmesiyle elde edilen komedi, çıkış noktasından uzaklaştığı ölçüde kuvvetlenip kendi raf ömrünü tüketirken, yeni meme şablonları için alan açıp ilham verir. 1000 gecs albümünün eklektik yapısı da, kullanılan her bir nostaljik müzikal ögeyle tıpkı bir meme şablonunun yepyeni ve ilk bakışta uyumsuz bağlamlara oturtulması gibi, beklenmedik anlarda giren dubstep dropları ya da death metal screamleri gibi tür harmanlamalarıyla bir meme kadar melez ve esnek bir dinamizme kavuşuyor. Ergenlikte açılan bir sosyal medya profilini ziyaret ederken düşülen cringe hissinin sayısız insan tarafından paylaşılmasındaki ortak geçmiş duygusu ve geçmişin bilinçsiz samimiyetine duyulan sempatiyle yatışması gibi, en başta ciddiye almaktan geri durulan bu nostaljik ve abartılı yeniden yorumlamalar, grubun önce radikal tarzıyla bizzat önyargı yaratıp, ardından kaotik sevimliliği ve sahici esinlenmeleriyle dinleyenin rahatsızlığını yumuşatmasıyla sempati ve takdire dönüşüyor.

Yeniden bağlamlandırmadaki yaratıcılık 100 gecs’in en kuvvetli yanlarından. Albümün her saniyesi hem olabildiğince tanıdık, hem de 100 gecs’in 2010’lara ve belki artık 2020’lere özgü vizyonundan ayrılamayacak biçimde de yenilikçi. Albüm, bir 2000’ler çalma listesinden alınıp üstüne güncel müzikal ögeler eklenmiş bir sample yığını gibi değil, kültürün sürekli etkisinin onu ele alan müzisyene özgü bir tarzda sunulduğu akıcı ve sahici bir bütün gibi geliyor kulağa. Albümdeki yıkıcı derecede gürültülü bass ve distortion efektleriyle bezeli sound, bir gönderinin hem görsel hem işitsel kalitesinin mizah için bilerek bozulup bir meme’e dönüşmesi gibi aşınıp sertleşiyor. Bu sayede nostaljik ya da yenilikçi her sound özünü hatırlatsa da kaynağından kopuyor, albüm de günümüze özgü mizahi coşkusunu yıkıcılığından ve bozuculuğundan alıyor.

 

Playlist çağı ve Yeni Samimiyet

Grup, şarkı sözlerindeki güncel muziplik ve esinlenmeleri yeniden bağlamlandıran meme etkisinin yanında, müzik dinleme alışkanlıklarımızın da bariz bir ürünü. Müziğin, çoğunlukla albümler etrafında toplanan hayran kitlelerince değil, farklı baskın zevkleriyle birbirlerine sıklıkla şarkı öneren arkadaşlarla, müzik tarzından çok döneme ve ruh haline göre derlenmiş melez çalma listeleriyle, sabahın ilk ışıklarına kadar müzik platformlarının algoritmik önerileriyle dinlendiği bir çağda 1000 gecs, 23 dakikalık, çeşitlilikle parlayan nefes nefese bir müzik yolculuğu halini alıyor. Nasıl özenle isimlendirilip hazırlanan çalma listeleri, içindeki tüm farklı müziklere rağmen dinleyicisi için karakteristik bir kimliğe sahipse, 1000 gecs de tamamen kendine has ve bütünlüklü, ancak olabildiğince çeşitli ve maceraperest bir deneyim. Albüm, müzik tarzını sabit eğilimlerin değil, anlık ruh halleri ve dikkati dağınık çağrışımların dikte ettiği bir çalma listesi gibi, beklenmedik yönlere savrularak, ama asla rayından tamamen çıkmadan, dinleyicisine dinlenip düşünme fırsatı vermeden her kapıyı çalıp kaçar gibi neşeyle ilerliyor.

Yakın ortak geçmişin hem taze hem de uzak hatırasının getirdiği gülümseme isteği ve ciddiyetsizlik hissi geçtikten sonra 100 gecs’in müziği, ironiden ibaret bir yığın halinde parodi mezarlığına gömülüp unutulmuyor. Tam aksine ilk anki şok, yenilik ve referans yükü atlatıldıktan sonra geriye, büyürken dinlenilen müziklerin güçlü hatırası ve bu hatıranın yenilenerek yaşatılmasından gelen keyifle, her tür müziği en ekstrem noktasında ciddiyetsizce tadabilmenin coşkusu kalıyor. 100 gecs’in müziğinde vücut bulan bu New Sincerity estetiği, hiçbir “ciddi ve yüksek” sanat anlayışının ne parçası ne de karşıtı olmaya gerek duymadan, yandaş veya muhalif bir sanatsal ideolojinin taşıyıcılığını üstlenmiyor. Yalnızca yaşanılan çağın gerçekliğinin, yani telefona gelen ve bakılmayan mesajların, bir müzik yazılımında rastgele şeyler yaratarak eğlenmenin, saflara ayrılmış müzik alt kültürlerinin cephelerinde değil her tür müziğin utanma ve dışlanma endişesi olmadan çalma listelerinde yer aldığı bir dönemin hem samimi hem de muzip ifadesi olarak yer buluyor.

“Millennial mizahı neden bu kadar tuhaf?” sorusu henüz yanıt ararken, “Generation Z müziği neden bu kadar tuhaf?” sorusunu soranların alışılmış ölçütleriyle anlamlandırılmaya çalışıldıkça ele avuca sığmayı reddeden grubun adıyla ilgili Laura Les bir röportajında, gecko adında bir tür kertenkele siparişi verdikten sonra, kendisine 1 yerine 100 gecko gönderildiğini, grubun adının da buradan geldiğini anlatırken, diğer bir röportajda Brady ile beraber duvar boyasıyla yazılmış ve yarım kalmış gibi gözüken bir “100 gecs” yazısı görmelerinin ardından, anlam veremedikleri bu ifadeyi grup adına uygun bulduklarını söylüyor. Gerçekliği şüpheli olan bu iki hikaye de, kontrolsüzlük ve absürdlükten beslenen bir online kültürün ve anlamı önemli olmaksızın sevilip kahkahalar atılabilen shitpost çağının doğurduğu 100 gecs gibi orijinal müzik olaylarının doğasını yansıtıyor.

Daha Fazla İçerik
Artilop Çevrimiçi Sanat Sohbetleri #2 – Can Kazaz